Bugün 12. gün.
Kocaeli 2 No’lu F Tipi Cezaevi’nde tutukluyum.
Büyük Atatürk’ün bize verdiği en değerli hediyelerden Cumhuriyetin 103. yılını cezaevinde kutluyorum. Keşke bir bayrağım olsaydı da pencereme assaydım.
Özgürlüğümüzü ne kadar bizden alsalar da Cumhuriyet içinde yaşadığımız gerçeğini değiştiremeyecekler.
Neden cezaevinde olduğum ise malum.
Suçum “haber yapmayarak” örgüte yardım. Ancak örgüte üye değilmişim.
Bir gazetecinin en önemli sorumluluğu görünenin arkasındaki nedenleri araştırmak ve ulaştığı doğru bilgileri dürüstçe aktarmaktır.
İyi gazetecilik bir belgenin neyi kanıtladığını neyi henüz kanıtlamadığını açıkça belirtir. Haber yapmak, yalnızca etkileyici bir cümle bulmak değildir; karşı görüşü dinlemek, bilgiyi doğrulamak ve hata yapıldığında düzeltmektir.
Gazetecilik, herkesin konuştuğu şeyi tekrar etmek değildir. Asıl mesele, konuşulması istenmeyen soruları sorabilmektir.
Neden böyle bir giriş yaptım biliyor musunuz?
Benim sadece bedenim esir ama düşüncelerim ve beynim özgür. Dört duvar arasında olsam da mesleğimi, aşkla bağlı olduğum gazeteciliği yapmaya devam edeceğim.
Yer: Vatan Caddesi’ndeki nezarethane.
25-30 yaşında gençlerin bolca yer aldığı, genç komiserlerin görev yaptığı mali şube tarafından gözaltına alındım.
Türkiye gündemini sallayan operasyonları yapan ekip bu gençler. İşini doğru dürüst yapan da var. Kendini kaybetmiş ve temsil ettiği kutsallığı şahsi güç gibi gören cahiller de var.
Gözaltındaki kişilere sigara içirmeyerek büyük görev yaptığını düşünen, nedeni sorduğunda bağıranlar da var. Hayatında bırakın tutuklamayı, gözaltını; karakolun önünden geçmemiş kadının tutuklanması sonrasında 14 yaşındaki oğlu ile görüşme, konuşma isteğini, en insani talebi, sanki “Beni serbest bırakın” demiş gibi canı pahasına engelleyen de var. Şerefli Türk polisi üniformasını taşımanın sorumluluğundan uzak tutum sergileyen işgüzârlar da var.
Diğer konu ise nezaretteki yemekler. Kimse keyfi için orada değil. Kimse şef düzeyinde yemekler arzulamıyor. Ancak mecburen insanlar yemek ihtiyacını karşılamak zorunda.







