Birkaç damla natürel sızma zeytinyağı eşliğinde, Anadolu’nun 2.600 yıllık hikâyesi İngiliz gazetecilere, şeflere ve gastronomi dünyasının kanaat önderlerine anlatıldı.
Londra’da insanlar yeni restoranların peşinden koşuyor.
Yeni şefler, yeni menüler, yeni tatlar…
Ama dün akşam Carnaby Street’teki Zahter Restaurant’ta bambaşka bir şey yaşandı.
Masalarda şarap değil, küçük tadım kadehlerinde zeytinyağı vardı. İngiliz gazeteciler, The Times’ın yazarı, şefler, gastronomi dünyasının tanınmış isimleri, sanatçılar ve iş insanları aynı masaya oturmuştu.

Kimse yalnızca bir zeytinyağı tadımına gelmemişti.
Aslında Anadolu’nun 2.600 yıllık hikâyesini dinlemeye gelmişlerdi.
Çünkü dün akşam konu yalnızca zeytinyağı değildi.
Konu, dünyanın en eski üretim kültürlerinden birinin neden hâlâ hak ettiği değeri göremediğiydi.
Londra’nın tam kalbinde, Türk mutfağının başarılı temsilcilerinden Zahter Restaurant’ta düzenlenen özel davetin amacı çok netti.
Bir marka satmak değil…
Bir ülkenin hikâyesini anlatmak.
Bu yüzden masada yalnızca iki zeytinyağı vardı.
Milas’ın uluslararası ödüllü Oro di Milas’ı…
Ve Urla’nın Köstem Çiftliği Organik Zeytinyağı.
Çünkü mesele hangi markanın daha iyi olduğu değildi.
Mesele, Türk natürel sızma zeytinyağının neden dünyanın en iyileri arasında yer aldığını gösterebilmekti.
Geceye birlikte ev sahipliği yaptık.

Ben…
Ve İngiltere’nin en saygın gastronomi yazarlarından, The Times yazarı ve zeytinyağı sommelieri Giulia Crouch.
İkimizin de ortak inancı aynıydı.
İyi zeytinyağı yalnızca bir mutfak ürünü değildir.
Bir kültürdür.
Bir yaşam biçimidir.
Bir medeniyetin hafızasıdır.
Sunum sırasında katılımcılara Urla’daki Klazomenai Antik Zeytinyağı İşliği’ni anlattım.
MÖ 6. yüzyılda çalışan, dünyanın bilinen en eski zeytinyağı üretim tesislerinden biri…






