Eve ilk defa naylon bir gömlek gelmişti. Bembeyaz. 60’ların başları. Pek havalıydı. Ülkede yoktu. Yurt dışından gelmişti. Gelen misafirlere bile marifetmiş gibi gösteriliyordu. Gören sağını solunu çevirip bakıyor, baş parmağı ve işaret parmağıyla, para sayar gibi mıncıklıyordu. Ama gömlek buruşmuyordu. Kırışmıyordu. Yıkandıktan birkaç dakika sonra kuruyordu. Ütü falan da istemiyordu. Mükemmeldi. Dertsiz. Tasasız. Ütüsüz. Markası bile “Nylon” du. O kadar. Havası çok sürmedi. Her şeyin plastik ikamesi çıkıverdi. Tabak, çanak, terlik, sandalye, çanta…
Akla ne gelirse. Ev için olan kova, leğen, tas gibi malzemeler ise seyyar satıcıların işi olmuştu. “Hanııım layloncu gel-dii” nidaları gün boyu sokakları dolduruyordu. Yaz gelince bir ateş topuna dönüp, kovalar dolusu terletme yeteneğine sahip, boynu bile yakan naylon gömlekler de pek kısa sürede gözden düşüvermişti. Sonra naylon, her şeyin taklidinin, sahtesinin sıfatı haline geldi. Naylon konusunda ünü en dayanıklı çıkan da faturalar oldu. Kullanımı azalsa da sıfat olarak naylon görevini sürdürüyor. Naylon yani sentetik pek çok şey de hayatımızdan pek zor çıkacak gibi duruyor. Pencereden sulama sistemlerine, yapı unsurlarına, sera kaplamalarına, fosil türevleri hayatımızda. Zaten hayatın pek çok alanı da sentetik hale geliyor. Teknoloji sentetikleşmeyi destekliyor, ucuzlatıyor, yaygınlaştırıyor. 60’ların sonunda insanlık tarihinin neredeyse tamamında olan müzik bile sentetikleşmeye başlıyor. Sentetizör denilen aletler müziği domine etmeye başlıyor. 73 Yom Kippur savaşı sonrası OPEC’in petrolü uçurmasıyla plak fiyatları da uçuyor. Büyük grupları, sanatçıları sektörün taşıması hayli zorlaşıyor. O güne kadar sürekli yükselen, klasik ile boy ölçüşecek seviyeye gelen müzik bir anda ritme ittiriliyor. Seri üretim hattının ritmi 120 BPM, disco müziği olarak karşımıza çıkıyor. Sonra gelsin “beat”, ritim. Sonunda enstrüman falan da kalmayıp iki üç elektronik alet ve bilgisayarı mıncıklayarak yaratılan kalıp.
“Elektronik dans müziği” gibi yarı romantik isimlerle anılsa da, 140-170 BPM’de çok yüksek seviyeli ses ve ritme erişiliyor. Sadece kapalı mekanlarda değil, otomobillerin içinde hatta pek hassas kulaklıklarda. Hep fizik enerji gerektiren, etraftakilerle ortak, uyumlu, kısa hareketler, sürekli tekrara dayalı, değişmeyen hızlı tempo. Bu biteviye tekrardan oluşan ritim bir nevi trans durumu yaratıyor. Bu da kabile toplumlarından beri zamansız, farkın eridiği, bütünleştiren, neredeyse ulvi bir durum yaratıyor. Üstelik kimyasallarla desteklenince toplam etki de tavan yapıyor, insanlar toplu bir gerçeklikten, var olan aktüel durumdan kopma hali yaşıyor. Sentetik olarak. Sentetiklerin yarattığı durum ve ortamda. Teknoloji yenilik, kolaylık, sürat için maliyet etkin çözümler üretiyor. Hep. Hepsi de doğaya rağmen. Doğal olmadan. Yapay.
Zekaya yani aslında insana alternatif olarak konumlanıyor çaktırmadan Yapay Zeka. Hele de ‘genel’ olacak olanı. Bir kere bir konuyu netleştirme ihtiyacı var. Teknolojik tercümelerin basit lineer mantığı anlam kargaşaları yaratabiliyor. Neden zeka? “Intelligence” kavramının karşılığı diye mi? CIA “Merkezi Zeka Teşkilatı mı? Çok kaynaktan bilgi toplayıp, derleyip, strateji hazırlama teşkilatı mı?” Zeka deme kolaylığı doğrudan bir rekabet dürtüsü yaratıyor. Ya ben ya o, ya insan ya makine, ya “1” ya “0”! Birbirlerinin ikamesi olarak konuşuluyor. Herkes naylon gömlek, pencere, boru gibi önce cazibesine kapılıyor çok kısa süre sonra ise yerden yere vurmaya başlayıp insanlık düşmanı muamelesi yapmaya başlıyor.
Yol ayrımı
Alice yol ayrımına gelir. Ne yapacağını, nereden gitmesi gerektiğini bilemez. O sırada ağacın tepesinde bilge kedi Cheshire Cat belirir. Alice ona hangi yolu seçmesi gerektiğini sorar. Kedi “Nereye gitmek istiyorsun?” der. Alice bilmiyordur. Kedinin cevabı nettir “Nereye gideceğini bilmiyorsan hangi yoldan gittiğinin bir önemi yok!”
Bugün içinde EyAy geçmeyen yayın, toplantı, konferans olmayan gün yok. Sağım solum önüm arkam EyAy. Dönüşüm. Belirsizlik. Belirsizlik sadece siyasi, ekonomik ve benzeri konularda değil. Dönüşelim de nasıl, nereye belirsiz. EyAy’ın ne olduğunu kavrayıp hazmettikçe kimse büyüyünce ne olacağını hayal edemiyor. Nereye gideceğini bilemiyor. Ya da biraz teknoloji yatırımı, yazılım donanım falan filan seviyesinde görmeyi tercih ediyor. Ya da bireysel çabalarla yapılan minimumu tatminkar buluyor. Veri merkezli toplam dönüşüm ihtiyacı kesin. Farkındalık tartışılır. Ama öte yandan EyAy’ı öcüleştirme kampanyaları da tam gaz. İnsanın yerini alır. İnsanlık yok olur. İnsan işlevsizleşir, aç sefil olur. EyAy’ın esiri, kölesi oluruz. Daha da el yükseltmeye açık bir durum. Öte yandan sağlam bir itiş kakış da iş, üretim, verimlilik, sağlık ve benzeri konular dışında gelişiyor. Sanatın neredeyse her dalı, eğlence sektörünün her unsuru, günlük hayattaki her şey EyAy güdümlü oluyor.





