İklim değişikliği sadece hava şartlarındaki anormallikler nedeniyle kriz kavramıyla anılmıyor. İklim değişikliğinin henüz yeteri kadar dillendirilmeyen sosyal, ekonomik, mekânsal boyutu da krize dahil. Altta kalanın canı çıksın istemiyorsak, sesinin çıkmasına yardım etmeli. İklim Adaleti Haritası işte bunun için geliştirildi.

Doğa karşısında hepimizin güçsüz olduğu, iklim krizinin hepimizi vuracağı doğru değil. Bazılarımız iklim krizini hiç hissetmezken, daha kötüsü, lütfen hissetmesin diye, daha da kötüsü daha da lüks bir hayat sürsün diye, bazılarımız daha erken yaşta hayatını kaybediyor.
Oxfam’ın 2024’te, yatların, jetlerin ve 50 milyarderin yatırımlarının iklim değişikliğine etkisini incelediği Karbon Eşitsizliği Öldürür raporu dünyada aşırı karbon emisyonu oluşturan en zengin %1’lik nüfusun trilyonlarca dolarlık ekonomik kayıp yanı sıra yoksul ve güvencesiz koşullarda yaşayan milyonlarca insanın iklim değişikliği nedenli erken ölümüne yol açtığını vurguluyor.
Yoksul ve güvencesiz koşullarda yaşayan yaşlılar, engelliler, çocuklar, kadınlar iklim değişikliğinin en kırılgan gruplarını oluşturuyor. Çoklu krizler çağında kesişen eşitsizliklerle zaten altta kalanın bu alanda da canı çıkıyor. Canı çıkıyor ama sesi çıkamıyor. İklim değişikliğiyle mücadele için alınan kararlarda bundan en çok zarar görenlerin sesi çıkmadığı gibi, kararları besleyen veride de görünmüyorlar. Yani günümüzde dünyada iklim politikası ne katılımcı ne kapsayıcı. Sonuçları ise ortada.
Küresel krizin yerele yansıması
Isınan gezegen, kriz küresel olsa da iklim değişikliğini, evden adımımızı attığımız anda sokakta somut olarak yaşıyoruz. Yine, bazılarımız kent hakkını rahatça kullanabilirken, bazılarımız yaşam hakkını bile kullanamıyor.
Mesela, bazı mahallelerdeki komşular yeşil alanlar, parklar, nispeten alçak binalar, ağaçlandırılmış caddeler, doğalgaz altyapısı, elektrikli otomobiller ve evde klimalarla yazın sıcağını daha rahat atlatıyor. Diğer mahallelerde beton çölleri oluşturan yüksek binalar, ağaçsız, parksız sokaklar, ödenemeyen elektrik faturalarıyla bazı komşular sıcakta fenalık geçiriyor, ya da kalp krizi.
Yerel iklim değişikliği politikası ve iklim adaleti
Aynı ilçenin mahalleleri hatta sokakları arasında olabilecek bu gibi eşitsizlikleri gidermek artık belediyelerin önceliği. Yani, küresel iklim politikaları bir yana, yerel iklim değişikliği politikasına da ihtiyaç var. Bu politikaların katılımcı, kapsayıcı, demokratik olabilmesi için ise yöneticiler çeşitli, kapsayıcı, mekânsal ve bütüncül analizi yapılmış veriye sahip olmalı. Yerel yöneticiler ancak o zaman iklim değişikliğinin farklı kentlileri farklı etkilediğini daha net görebilir, ona göre kamu kaynaklarını daha adil dağıtmayı planlayabilir.
Bu sürecin kent paydaşlarıyla iş birliğiyle yönetilmesi, iklim kırılganlıklarının verisinin toplanması, incelenmesi ve yurttaşla paylaşılması, yurttaşın sesinin çıkabilmesi, belediyeyi izleyebilmesi küresel ölçekte çevrecilerin kavramsallaştırdığı iklim adaletinin yerelde uygulanması anlamına geliyor.





