Gıda güvenliği, ekonomik sürdürülebilirlik ve ekolojik denge artık aynı sofrada buluşmak zorunda. Bu buluşmanın merkezinde ise bitkisel beslenmenin sağladığı çok yönlü faydaların yer aldığını unutmamak gerekiyor.
Gıda kaynaklı zehirlenmeler son dönemde adeta salgına dönüştü. Yurtlarda, okullarda, fabrikalarda, cezaevlerinde, mevlitlerde ve restoranlarda toplu zehirlenme vakalarıyla karşı karşıyayız. Peki ne oldu da bu derece zehirlenir olduk?
Kuşkusuz gıda güvenliğinin dramatik bir şekilde aşınmasında en önemli faktör, gıda enflasyonu. Başta et olmak üzere, temel gıda maddelerinin fiyatının sürekli yükselmesi, gıda güvenliğini ciddi anlamda tehdit ediyor. Sosyal medyaya yansıyan denetim görüntüleri, son tüketim tarihi geçmiş ve normalde atığa dönüşmesi gereken etlerin işlenerek yeniden tüketime sunulduğuna işaret ediyor.
Diğer yandan Tarım ve Orman Bakanlığı’nın açıkladığı tağşiş listeleri ise, daha ucuz gıda üretmek adına; peynire nişasta, çaya boya, zeytinyağına pamuk yağı, bala glikoz veya tereyağına margarin ekleme gibi sahtecilik yöntemlerine sıklıkla başvurulduğunu ortaya koyuyor.
Yoksulluk zehirliyor
Gıdayı ucuz kılma, maliyetleri azaltma adına yapılan her müdahale, temel bir insan hakkı olan sağlıklı gıdaya erişimi güçleştiriyor. Basına yansıyan zehirlenme vakaları ve denetimlerle açığa çıkan hijyen eksikliklerinin, genellikle düşük fiyatlarla satılan gıda ürünlerinden kaynaklanması tesadüf değil. Türk Tabipleri Birliği (TTB) de zehirlenme vakalarında yaşanan artışa ilişkin bu hafta yaptığı değerlendirmede, sağlıklı gıdaya erişimin bozulmasında ekonomik krizin belirleyici rolüne vurgu yaptı.
Üreticilerin artan girdi maliyetleri nedeniyle ruhsatsız, kaçak veya doz aşımı pestisit ve veteriner ilacı kullanımına yöneldiğine dikkat çeken TTB, halkın alım gücünün düşmesiyle, ucuz ve denetimsiz gıdaların tüketiminin arttığına işaret etti; “Bu süreç, sınıfsal eşitsizliklerin sağlıklı gıdaya erişim üzerinden yeniden üretildiğini; en çok yoksullar, çocuklar, işçiler ve turistik bölgelerdeki tüketicilerin etkilendiğini göstermektedir.”
Sağlıklı beslenebilmek sınıfsal bir hadise
Diğer yandan sağlıklı beslenebilmek için insan vücudunun ihtiyaç duyduğu makro ve mikro besinlerin bir arada bulunduğu bir diyete erişebilmek, gelir durumuyla doğrudan orantılı. Ekonomik olarak yetersiz gelire sahip bireylerin, ucuz ve daha sağlıksız gıdaya yöneldiğini gösteren birçok akademik çalışma var. Hatta bu çalışmalardan biri, yakın zamanda Türkiye’de gerçekleştirildi. Sonuçları bakımından da oldukça ilginç!
Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi’nin diyet polikliniğine başvuran fazla kilolu ve obez 323 yetişkinle gerçekleştirilen araştırmada, “Sağlıklı beslenmek istiyorum ama bütçem yetmiyor, mecburen paketli ürün alıyorum” savının ne oranda gerçek olduğunun peşine düşülmüş. Ve katılımcıların verdiği yanıtlarla görülmüş ki; besin güvencesizliği yaşayan bireylerin ultra işlenmiş gıda tüketimleri, besin güvencesizliği yaşamayanlara oranla iki kat daha yüksek.





