Gürkan Akgüneş
Kriz, bugünün değil yarının krizi. Gübrede yaşanan bir aksama, raflara hemen yansımaz. Ama birkaç ay sonra, hasat zamanı geldiğinde kendini gösterir. Daha düşük verim, daha az ürün, daha yüksek fiyat. Ve belki de daha kritik bir soru: Eğer savaş bir yıl sürerse ne olur?
Savaşlar sadece şehirleri değil, sofraları da vuruyor. “Atılan her füzenin tahribatı, eninde sonunda gelip kilerimize yansıyacak” öngörüsü maalesef çok hızlı gerçekleşti.
Bugün o cümlenin bir adım ötesindeyiz. Artık mesele sadece gıda bağımsızlığı değil. Mesele, küresel gıda sisteminin ne kadar kırılgan olduğu.
Çünkü bu kez savaş bir “tahıl ambarında” değil, bir boğazda yaşanıyor. Ve o boğazın adı Hürmüz.
Hürmüz Boğazı denildiğinde akla ilk gelen petrol olur. Oysa bugün asıl konuşmamız gereken şey petrol değil, gübre.
Basra Körfezi, dünyanın en ucuz doğalgaz rezervlerinin üzerinde yer alıyor. Doğalgaz ise gübrenin kalbi.
Amonyak oradan üretiliyor, üre oradan çıkıyor, azot oradan geliyor. Ve o azot olmadan buğday büyümüyor, mısır gelişmiyor, pirinç verim vermiyor.
Rakamlar net; Körfez ülkeleri küresel üre ihracatının yaklaşık yarısını, amonyak ihracatının üçte birini karşılıyor.
Dünyada ticareti yapılan gübrenin önemli bir kısmı Hürmüz’den geçiyor. Boğaz kapandığında sadece gemiler durmuyor. Toprak da duruyor.
Bugün yaşanan tam olarak bu. Hürmüz’de gemi trafiğinin aksamasıyla birlikte enerji fiyatları yükseldi. Enerji yükselince gübre pahalandı. Gübre pahalanınca çiftçi geri çekildi. Ve zincir başladı.
Bank of America’ya göre gübre fiyatlarında artış yüzde 30-40’ı buldu. Bazı piyasalarda üre fiyatı ton başına 200 dolardan fazla arttı. Güneydoğu Asya’da gübre fiyatları yüzde 40’ın üzerinde yükseldi.
Bu sadece bir maliyet artışı değil. Bu, üretim kararının değişmesi demek. Eğer Çiftçi daha az gübre kullanırsa verim düşer. Bazı ürünler hiç ekilmez. Özellikle azot bağımlısı mısır ve buğday gibi ürünlerde bu etki daha sert hissedilir.
Gıda maliyetleri artıyor
Yani mesele yalnızca bugünün fiyatı değil. Mesele, birkaç ay sonra hasat edilecek ürünlerde yaşanacak değişim.
Dünya Gıda Programı’nın son uyarısı bu yüzden bu kadar sert. Eğer çatışma devam ederse, bu yıl 45 milyon insan daha şiddetli açlık riskiyle karşı karşıya kalabilir. Zaten 318 milyon olan küresel gıda güvensizliği, 363 milyona çıkabilir.
En büyük darbe ise ithalata bağımlı ülkelere gelecek. Asya, Afrika ve Orta Doğu…
Yani zaten kırılgan olan coğrafyalar. Sudan buğdayının yüzde 80’ini ithal ediyor. Somali’de gıda fiyatları şimdiden yüzde 20 artmış durumda. Bir başka ifadeyle, bu kriz zengin ülkelerin enflasyon sorunu, yoksul ülkelerin ise açlık meselesi.
Madalyonun bir diğer yüzü de lojistik. Hürmüz’den kaçan gemiler, Afrika’nın etrafını dolaşmak zorunda kalıyor. Bu da yaklaşık 9 bin kilometrelik ek yol demek. Daha uzun süre, daha fazla yakıt, daha yüksek maliyet.






