Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres, Erivan’da dünya liderlerine seslenerek fosil yakıtlara ve doğaya zarar veren faaliyetlere sağlanan kamu desteklerinin sona erdirilmesini istedi.
Antalya’da düzenlenecek COP31 öncesinde Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi (CBD) 17. Taraflar Konferansı Erivan’da toplandı. 16 Ekim’deki toplantıda BM Genel Sekreteri António Guterres’in yaptığı çağrı, iklim müzakerelerinin en tartışmalı başlıklarından birini yeniden gündeme taşıdı. Devletler bir yandan iklim krizini durdurma sözü verirken diğer yandan krizi derinleştiren ekonomik faaliyetleri neden desteklemeye devam ediyor?
Fosil yakıtlara sağlanan kamu teşviklerini eleştiren Guterres, bu destekleri intiharı finanse etmeye benzetti. Hükümetlerden fosil yakıt üretimine sağlanan teşvikleri sona erdirmelerini ve buradan elde edilecek kaynakları insanların refahına ve doğanın korunmasına yönlendirmelerini istedi. Guterres’in 15-16 Ekim tarihlerindeki açıklamaları, 9-20 Kasım’da Antalya’da yapılacak Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı COP31’e yalnızca birkaç hafta kala geldi. Ancak Erivan’daki toplantının doğrudan COP31 hazırlık toplantısı olmadığını belirtmek gerek. Erivan, 19-30 Ekim tarihlerinde düzenlenecek Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi 17. Taraflar Konferansı’na (COP17) ev sahipliği yapıyor. Guterres’in konuştuğu liderler buluşması da bu zirve öncesinde gerçekleştirildi.
Erivan’da doğanın korunması ve biyolojik çeşitlilik kaybı konuşuldu, Antalya’da ise sera gazı emisyonlarının azaltılması, iklim finansmanı ve iklim değişikliğine uyum müzakere edilecek. Ancak iki zirvenin karşı karşıya olduğu temel sorunlar birbiriyle yakından bağlantılı. Uluslararası taahhütler artarken uygulama ve finansman yeterince hızlı ilerlemiyor.
Doğayı korumaya 1 dolar, tahribata 30 dolar
Son açıklamaların en dikkat çekici kısmı çevreye zarar veren ekonomik faaliyetlere aktarılan kaynakların büyüklüğü oldu. Birleşmiş Milletler’in duyurduğu rapora göre, doğanın korunmasına veya yeniden kazanılmasına yönelik her 1 dolarlık yatırımın karşısında, ekosistemleri tahrip eden faaliyetlere yaklaşık 30 dolar gidiyor. Üstelik doğa ve iklim üzerinde olumsuz etkileri bulunan kamu teşviklerinin yıllık büyüklüğü yaklaşık 2.6 trilyon dolar olarak hesaplanıyor. Bu destekler yalnızca fosil yakıtları değil, madencilik, yoğun tarım ve doğal kaynakların sürdürülemez kullanımını da kapsıyor. Bu rakamlar, iklim ve doğa politikalarının yalnızca yeni kaynak yaratma meselesi olmadığını da gösteriyor. Kamu bütçelerinin, vergi avantajlarının ve teşvik mekanizmalarının hangi faaliyetleri desteklediği en az yeni çevre yatırımları kadar belirleyici. 2022 yılında kabul edilen Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi kapsamında ülkeler, doğaya zarar veren teşvikleri 2030’a kadar yılda en az 500 milyar dolar azaltmayı taahhüt etti. Ancak bu alandaki reformlar sınırlı kaldı. Guterres’in çağrısı tam da bu çelişkiye işaret ediyor. Bir tarafta ekosistemlerin korunması için kaynak arayan hükümetler, diğer tarafta aynı ekosistemlere zarar veren faaliyetleri kamu kaynaklarıyla destekleyen ekonomik politikalar bulunuyor.
Kim ödeyecek?
Erivan görüşmelerinin temel başlıklarından biri de gelişmekte olan ülkelerin doğayı koruma hedeflerini hangi kaynaklarla gerçekleştireceğiydi. Kunming-Montreal Çerçevesi kapsamında 2030 yılına kadar biyolojik çeşitlilik için yılda en az 200 milyar dolar kaynak harekete geçirilmesi hedefleniyor. Bunun en az 30 milyar dolarının gelişmekte olan ülkelere yönelik uluslararası finansman olması öngörülüyor. Ancak gelişmekte olan ülkeler açısından sorun yalnızca finansman miktarı değil. Teknik kapasite eksikliği, veri toplama altyapısının yetersizliği ve projelerin uygulanabilir hale getirilmesi de önemli engeller arasında. Guterres, kamu kaynaklarının yanı sıra özel sektör sermayesinin de harekete geçirilmesini, bankaların ve yatırımcıların doğa üzerindeki etkilerini dikkate almasını istedi. Ayrıca yerel toplulukların, yerli halkların ve gençlerin karar alma süreçlerine katılımının önemini vurguladı.
Ermenistan’ın gündeminde dağ ekosistemleri ve teknoloji vardı
Erivan’daki görüşmelerde ev sahibi Ermenistan’ın önerileri de dikkat çekti. Ermenistan yönetimi, biyolojik çeşitlilik politikalarının yalnızca çevre bakanlıklarının sorumluluğunda kalmaması gerektiğini savundu. Ülkenin ortaya koyduğu dört girişim alanı arasında biyolojik çeşitliliğin teknolojik araçlarla izlenmesi, dağ ve tatlı su ekosistemlerinin korunması, koruma alanları dışında da etkili koruma yöntemlerinin geliştirilmesi ve doğa dostu ekonomik faaliyetlerin teşvik edilmesi bulunuyor. Özellikle dağ ekosistemleri ile su güvenliği arasındaki ilişki üzerinde duruldu. Bilimsel izleme kapasitesinin artırılması ve doğanın korunmasının ekonomik kalkınma politikalarına entegre edilmesi gerektiği belirtildi. Bu tartışma Türkiye açısından da önemli. Akdeniz havzasında artan kuraklık riski, orman yangınları, su stresi ve tarımsal üretim üzerindeki baskı, iklim politikalarıyla biyolojik çeşitlilik politikalarının birlikte ele alınmasını gerektiriyor.
Hedef 30×30
Erivan’da yapılan liderler buluşmasında biyolojik çeşitlilik kaybının nedenleri, koruma hedeflerine ulaşmak için gereken finansman, devletlerin sorumlulukları ve özel sektörün etkisi de gündeme geldi.
Toplantılarda öne çıkan konulardan biri, 2022 yılında yaklaşık 200 ülkenin kabul ettiği Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi’nin ne ölçüde hayata geçirildiğiydi. Anlaşma, 2030 yılına kadar doğa kaybını durdurmayı ve tersine çevirmeyi amaçlayan 23 hedef içeriyor.







