Enerji güvenliğinden sıfır atığa, yeşil sanayileşmeden iklime dirençli şehirlere kadar uzanan başlıklarda Türkiye, COP31 ile küresel iklim diplomasisinin merkezinde daha aktif ve yön verici bir rol üstlenmeye hazırlanıyor.
COP31’i yalnızca bir iklim zirvesi değil, Türkiye’nin dünyaya nasıl bir gelecek hikayesi anlatacağını belirleyecek kritik bir eşik olarak görüyoruz.
Çünkü artık iklim krizi çevrecilerin konuştuğu bir başlık olmaktan çoktan çıktı, ekonomiden göçe, gıdadan suya, turizmden şehir yaşamına kadar hayatın merkezine yerleşti. Antalya’da düzenlenecek COP31, Türkiye’yi bir anda küresel iklim diplomasisinin merkezine taşıyacak.
Kısa bir hatırlatma yapmak isterim, daha önce Mısır’da düzenlenen COP27, kayıp ve zarar fonuyla, Dubai’deki COP28 fosil yakıt tartışmalarıyla, Bakü’de gerçekleşen COP29 ise finansman ve enerji güvenliği başlıklarıyla öne çıkmıştı. Geçtiğimiz yıl Brezilya’daki COP30’da ise Amazonlar ve biyolojik çeşitlilik dünyanın ana gündemlerinden biri oldu.
Şimdi gözler Antalya’da olacak. Çünkü COP31, yalnızca devlet liderlerinin ve şirket CEO’larının buluşacağı bir zirve değil, aynı zamanda şehirlerin, gençlerin, kadınların, sivil toplumun ve özel sektörün nasıl bir gelecek istediğinin de sahnesi olacak. Güçlü bir sivil toplum temsili de hedefleniyor.
Dünya için bir şans
Türkiye açısından bu zirve, sadece çevresel değil ekonomik ve stratejik bir dönüm noktası olabilir. 80 binden fazla katılımcının beklendiği COP31, turizmden altyapıya, ulaşımdan enerji yatırımlarına kadar geniş bir etki yaratacak.
Türkiye de COP31’e yalnızca bir ev sahibi olarak değil, iklim diplomasisinde yeni bir yaklaşım öneren aktör olarak hazırlanmayı hedefledi. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ve COP31 Başkanı Murat Kurum, Antalya’da düzenlenecek zirvenin merkezine “uygulama odaklı” bir anlayışı yerleştirdiklerini duyururken, Uluslararası Enerji Ajansı Başkanı Fatih Birol da Türkiye’nin başkanlığını “dünya için bir şans” sözleriyle tanımlıyor.
Türkiye, COP31’e giderken enerji güvenliği ile iklim hedeflerini birbirine rakip değil, birbirini tamamlayan iki unsur olarak ele alan bir çerçeve ortaya koyuyor.








