Çünkü bu bize atalarımızdan kalan bir miras. Beynimizdeki ödül mekanizması hâlâ milyonlarca yıl önceki gibi çalışıyor ve bize “Bu nadir bir kalori kaynağı, bulabildiğin kadar tüket!” diyor. Modern dünyada bu, karaciğerimizi iflas ettiren ve sosyal hayatımızı yıkan bir tuzağa dönüşmüş olmasına rağmen…
Eğer arada sırada sosyal amaçlarla bile olsa alkol tüketiyorsanız, yaptığınız şeyin tuhaflığını bir düşünün: Vücudunuz için toksik olduğunu bildiğiniz, motor becerilerinizi bozan, karar verme yetinizi körelten bir kimyasalı (etanolü) isteyerek ve zevkle tüketiyorsunuz. Peki ama neden? İnsan türü, hayatta kalma şansını azaltan davranışları eleme konusunda acımasız olan doğal seçilim sürecinden geçerken, neden nörotoksik bir maddeye karşı bu denli derin bir arzu geliştirdi?
Cevap, düşündüğünüzden çok daha eskiye, atalarımızın henüz iki ayak üzerinde bile duramadığı, vakitlerinin çoğunu ağaç tepelerinde geçirdiği milyonlarca yıl öncesine dayanıyor. Çünkü bugün bir barda önünüze gelen o bira veya şarap, aslında kadim atalarımızın ormanda hayatta kalmak için yiyecek aramasının bir sonucu…
Hikayemiz, yaklaşık 10 ila 20 milyon yıl önce başlıyor. O dönemde primat atalarımız, ağırlıklı olarak meyveyle besleniyordu. Muhtemelen bildiğiniz üzere, tropik ormanlarda olgunlaşan meyveler, nem ve sıcaklığın etkisiyle doğal mayalara (İng: “yeast”) ev sahipliği yapar. Bu mayalar, meyvedeki şekeri tüketir ve yan ürün olarak da etanol (yani “alkol”) üretir. Bir meyve ne kadar olgunsa, o kadar şekerli demektir ve dolayısıyla o kadar yüksek alkol potansiyeline sahip oluyor. İşte ormanın derinliklerinde yiyecek arayan bir maymun için etanolün kokusu, adeta bir “akşam yemeği zili” gibi: Etanol kokusu rüzgarda çok hızlı yayıldığından, meyvenin en olgun, en kalorili ve en besleyici olduğu zamanı etraftaki hayvanlara haber verir. Dolayısıyla da bu kokuyu en kolay tespit eden ve onu takip edip de o meyveleri bulmak konusunda en başarılı olan atalarımız, daha kolay hayatta kalıp kendilerine bu hayati yeteneği veren genleri gelecek nesillere daha çok aktarmış olmalıdırlar. Bu durumda alkole olan düşkünlüğümüz, aslında atalarımızın yemek bulma ihtiyacının istenmeyen bir yan ürünü olarak evrimleşmiş olmalı!
Hayatta kalmayı sağlayan adaptasyon
İşte Berkeley Üniversitesi’nden biyolog Robert Dudley tarafından ortaya atılan bu hipoteze “Sarhoş Maymun Hipotezi” (İng: “Drunken Monkey Hypothesis”) diyoruz ve görebileceğiniz gibi bu hipoteze göre alkole olan ilgimiz modern bir “kötü alışkanlık” değil, hayatta kalmamızı sağlayan kadim bir adaptasyondur. Keza bu hipotez çerçevesinde atalarımız alkolü “sarhoş olmak” için aramıyordu; onlar sadece en iyi kaloriyi arıyorlardı. Hafif fermente olmuş bir meyveyi yiyen primat hem şekeri alıyor hem de az miktarda alkol tüketmiş oluyordu. Bu alkol hafif bir iştah açıcı etki yaratıyor, bu da daha fazla yemesini ve dolayısıyla daha fazla enerji depolamasını sağlıyordu.






