Orman yangınları artık “kader” değildir. Birleşmiş Milletler’in de açıkça vurguladığı gibi, en iyi savunma önlemdir. Buna rağmen biz hala yangın çıktıktan sonra uçak ve helikopter sayısını konuşuyoruz.
Avrupa’da bu yıl 434 bin hektardan fazla alan kül olmuştur. Fransa’nın Gironde bölgesinde yaklaşık 42 bin hektar çam ormanı yok olmuş, on binlerce kişi evini terk etmek zorunda kalmıştır.
İspanya’da 200 bin hektardan fazla alan yanmış; bu rakam, tarihi ortalamanın iki katına karşılık gelmektedir. Amerika Birleşik Devletleri’nde yaklaşık 1 milyon 849 bin, Kanada’da ise 3 milyon 770 bin hektar alan alevlere teslim olmuştur. Bu soğuk rakamların ardında yanan yuvalar, boğulan ciğerler ve yok olan ekosistemler yatmaktadır.
Türkiye’de de durum farklı değildir. Bu satırlar yazılırken Ege ve Akdeniz bölgeleri alev alevdir. Antalya, Muğla, Balıkesir, Aydın, Mersin… Yüzlerce kişi tahliye edilmiş, hastaneler boşaltılmış, yollar kapanmıştır.
Kısa süre içinde 169 yangına müdahale edilmiş, çoğu kontrol altına alınmıştır. Ancak her yaz aynı sahne tekrarlanmaktadır: nem düşmüş, rüzgâr esmiş, tek bir kıvılcım yetmiştir. Yeşil vatan bir kez daha kara dumanlara boğulmuştur.
Herkese ayrı ayrı sesleniyorum:
Sıradan vatandaş:
Piknikte mangal yaktınız, izmariti rastgele attınız, tarlada anız yaktınız ve “bir şey olmaz” dediniz. Yangınların yaklaşık yüzde doksanı insan eliyle çıkmaktadır. Sizin o “küçük” ihmalkârlığınız binlerce hektar ormanı, yüzlerce canlıyı ve bir köyün geleceğini yok edebilmektedir.
Artık “ben bilmiyordum” deme lüksünüz yoktur. Ateş yakmayın. İzmarit atmayın. Şüpheli bir duman gördüğünüzde derhal yetkililere haber verin. Orman sizin de evinizdir.







