Şirketler için sürdürülebilirlik artık bir itibar ve sosyal sorumluluk meselesi değil, rekabet gücünü artıran, riskleri yöneten ve yatırım kararlarını şekillendiren stratejik bir gündem. Şirketlerin yüzde 89’u dönüşüm sürecini yönetebileceğini ancak uygun finansal zemin gerektiğini düşünüyor. 2050 yılına kadar Türkiye’nin yeşil dönüşümü için yıllık 25 milyar dolara ihtiyaç var.
İklim değişikliğinin etkisiyle küresel ticaret kuralları yeniden şekillenirken, Türkiye’deki şirketler sürdürülebilirlik yatırımlarına yönelik artan yatırım iştahı ve dönüşüm kapasitesine duyduğu güvenle dikkat çekiyor. Sürdürülebilirlik ağlarından World Business Council for Sustainable Development (WBCSD) tarafından her yıl yayımlanan ve iş dünyasının net sıfır rotasını çizen “Business Breakthrough Barometer” raporunda, bu yıl ilk kez Türkiye’ye özel yapılan analizinde, Türk iş dünyasının sürdürülebilirlik yaklaşımına ışık tutuldu. İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği’nin (SKD) elektrik, inşaat, gıda, perakende, finans, içecek, kimya, endüstriyel ekipman ve havayolu gibi sektörlerden üye şirketlerin katılımıyla hazırlanan çalışmada, Türkiye küresel ölçekte mercek altına alınan dört özel ülkeden biri oldu. İş dünyasının net sıfır stratejilerine ve iklim risklerine yaklaşımına ışık tutan rapor, Türkiye’deki şirketlerin yatırım iştahı, rekabetçilik, dayanıklılık ve uluslararası iş birliklerine yaklaşımını, küresel eğilimlerle karşılaştırmalı olarak ortaya koydu. Rapora göre, iş dünyası sürdürülebilirlik dönüşümünden geri adım atmıyor. Küresel belirsizliklere, ekonomik dalgalanmalara ve artan maliyetlere rağmen iş dünyası sürdürülebilirliği sahipleniyor, ancak dönüşüm için uygun zemin bekliyor. Verilere göre, 2050 yılına kadar Türkiye’nin yeşil dönüşümü için yıllık yaklaşık 25 milyar dolara ihtiyaç var.
Öncelikli unsur dönüşümün maliyeti
Türkiye’de şirketlerin yüzde 89’u dönüşüm sürecini yönetebileceklerine inanıyor. Küresel ortalamada ise şirketlerin yüzde 74’ü hemfikir. Bununla birlikte, Türkiye’de şirketlerin yüzde 42’si dönüşüm sürecinin daha belirsiz ilerleyeceğini düşünüyor. Küresel ortalamada bu oran yaklaşık yüzde 70’e çıkıyor. Bu da küresel iş dünyasında geçiş sürecinin belirsiz ilerleyeceği kaygısının daha yüksek olduğunu gösteriyor. Türkiye’deki şirketler ise dönüşüm sürecinin zorluklarını görüyor ancak kendi planlama kapasitelerine güveniyorlar. Bu aşamada geçiş maliyetinin nasıl yönetileceği, finansmanın nasıl sağlanacağı ve rekabetçiliğin nasıl korunacağı önem kazanıyor. Bu nedenle Türkiye’de geçiş riskinin daha çok ekonomik çerçeveyle ele alınması gerekiyor.







