Verimsiz üretime tahammülümüz yok

0
442

Sencer Solakoğlu

Türkiye’de bir besi hayvanından 250 kg. kemikli et üretilirken, ABD’de yaklaşık 360 kg. seviyesinde. Kendi temel gıdasını üretemeyen ve buna rağmen ayakta tutulmaya çalışılan, verimsizliği sürdürülebilir kılan bir sistem, stratejik olarak küresel iklim krizi çerçevesinde artık devam ettirilmemeli.

Tahmin ettiğinizden çok farklı bir tarım ve hayvancılık penceresi açmak istiyorum sizlere…

Günümüzde 3 milyar insanın açlık sınırının altında yaşadığını, temiz gıda ve suya erişim sağlayamadığını düşününce bu sektörün önemi yadsınamaz bir gerçek olarak karşımızda duruyor. 2050 yılında dünya nüfusunun 10 milyara ulaşacağını ve tarım alanlarının giderek küçüldüğünü bilerek kaygılanmamak mümkün değil.

Peki, ne yapmalıyız?

“Bunca insan ne yiyecek, ne içecek? İnsanların yeterli ve sağlıklı gıdaya ulaşımını nasıl sağlayacağız?” sorularına cevap niteliğinde size hikâyemi izah etmek istiyorum.

Benim hikayem böyle başladı

ABD’de denk geldiğim bir işletme sahibi bana tarım ve hayvancılıkta başarıyı en özet hali ile işletmeyi ‘bir sonraki nesle başarı ile devretmek’ olarak tanımlamıştı. Özünde yatırım amaçlı giriş yaptığım bu sektörde başarı için fiilen işin başında hatta içinde olmam, işin hem pratik hem de teorik kısımlarına hâkim olmam gerektiğini anladım.

Peki, ben iki kızımı en iyi şekilde yetiştirip tahsil hayatlarında muvaffak olmaları için çaba sarf ettikten sonra onlara ‘gel köyde inek sağ’ mı diyeceğim? Öncelikle belirtmek isterim ki Türkiye’de ortalama buğday verimliliği yaklaşık dekar başına 250 kg Avrupa’da bu rakam 600 kg civarında. Türkiye’de ortalama bir besi hayvanından 250 kg kemikli et (karkas) üretilirken, ABD’de bu rakam yaklaşık 360 kg seviyesinde.

Verimsiz bir üretime artık ne dünyanın ne de ülkemizin tahammülü yok!
Bu bağlamda çokça kullanılan hatta klişeleşmiş “sürdürülebilirlik” kavramı karşımıza çıkıyor. Sürdürülebilirliğe tarım ve hayvancılık penceresinden bakınca, karşımıza iki temel unsur çıkar: Kaynak tüketimi ve çevre. Tüm olumsuzluklara rağmen teknolojinin tarım ve hayvancılığa getirdiği müthiş yenilikler var. Araştırmalarıma ilk başladığım zaman doğanın dilinin “matematik” olduğunu anladım. Bir bitkiden alacağınız doğru bir numune size o bitkinin besin için ihtiyaç duyduğu tüm elementleri söylüyor.
Tabii ki bunu her bitki için yapamazsınız ama istatistik kullanarak bitkilerin ihtiyaçlarını belirleyip, bilinçli bir besleme programı mümkün ve özünde çok basit. Artık basit bir drone ile çektiğiniz fotoğraflarla bir algoritma ile spektrum analizi yaparak bitkilerin eksikliklerini görmeniz mümkün. Yer altı sensörleri, tansiyometre gibi basit gereçler sayesinde, aşırı veya yetersiz sulamadan, verimli sulamaya geçmeniz çok kolay. Bunlar, her çiftçinin kullanabileceği ve yorumlayabileceği kolaylıkta. Ancak tüm bu teknolojiler kullanılmıyor.

 

Neden?
Hayvancılıkta hayvanın süt verimi, kilo alması, iletkenliği, adım sayısı vb. gibi verileri anlamlandırarak, daha ucuz ve daha efektif bir hayvan bakımı, sonuç olarak daha verimli üretim yapmak mümkün; ama yapılmıyor.

Neden?
İşin özünde “eğitim eksikliği” yatıyor. Kiminin bu teknolojilerin varlığından haberi yok. Kiminin buna ulaşmak için finansal imkânları yetersiz ama en önemlisi tüm bunlara ihtiyacı olduğunu bilmiyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz