Enflasyonun üç sacayağı: Üretimden tüketime fiyat sarmalı ve 2026 ufku
Volkan ÖNGEL
Türkiye ekonomisinin son beş yılına damga vuran en temel dinamik, hiç kuşkusuz fiyat endekslerindeki hareketlilik ve bu endekslerin birbiriyle olan karmaşık etkileşimi oldu.
TÜİK tarafından paylaşılan Ocak 2026 verileri ve geriye dönük raporlar; Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE), Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) ve Hizmet Üretici Fiyat Endeksi (H-ÜFE) arasındaki ilişkinin, sadece rakamlardan ibaret olmadığını, toplumsal refah ve üretim sürdürülebilirliği üzerinde belirleyici bir rol oynadığını gösteriyor.
Geçmişten bugüne: Son 5 yılın panoraması ve 2024-2025 dönemeci
Son beş yıla baktığımızda, özellikle 2021 yılının ikinci yarısından itibaren küresel tedarik zinciri kırılmaları ve döviz kuru hareketleriyle tetiklenen maliyet yönlü bir enflasyon baskısının ekonomiyi şekillendirdiğini görüyoruz. 2024 ve 2025 yılları, bu baskının hem mal üretiminde hem de hizmet sektöründe nasıl kökleştiğini anlamak açısından kritik veriler sunmaktadır. 2024 yılı Ocak ayında TÜFE yıllık %64,86 seviyesindeyken, Yİ-ÜFE’nin %44,20 düzeyinde seyretmesi, o dönemde üretici maliyetlerinin tüketiciye yansıma hızındaki değişkenliği ortaya koymuştu.
Ancak asıl yapısal dönüşüm 2025 yılında yaşandı. 2025 yılının Aralık ayı itibarıyla Hizmet Üretici Fiyat Endeksi (H-ÜFE) yıllık %35,11 artış göstererek, hizmet sektöründeki fiyat katılığı ve maliyet artışının sürdüğünü kanıtladı. Bu dönemde konaklama ve yiyecek hizmetlerindeki %35,46’lık, gayrimenkul hizmetlerindeki %41,21’lik yıllık artışlar, hizmet enflasyonunun genel endeksi nasıl yukarı çektiğinin en somut kanıtlarıdır. Üretim tarafında ise Yİ-ÜFE, enerji maliyetlerindeki normalleşme ile daha hızlı bir gerileme eğilimine girmişti.
Endeksler arasındaki geçişkenlik: Üretici mi, hizmet mi öncü?
Fiyat endeksleri arasındaki ilişkiyi analiz ettiğimizde, geleneksel olarak üretici fiyatlarının (Yİ-ÜFE) tüketici fiyatları (TÜFE) için bir öncü gösterge olduğunu kabul ederiz. Ancak hizmet sektörü (H-ÜFE), kendine has dinamikleriyle bu sürece farklı bir boyut katmaktadır. 2026 Ocak verileri, Yİ-ÜFE’nin yıllık %27,17 artışla nispeten sakinlediğini, ancak TÜFE’nin %30,65 ile hala daha dirençli kaldığını gösteriyor. Bu durum, üretim maliyetlerindeki yavaşlamanın tüketici fiyatlarına yansımasının zaman aldığını ve özellikle hizmetler sektöründeki fiyatlama davranışlarının bu süreci yavaşlattığını teyit etmektedir.
Hizmet enflasyonu, mal enflasyonuna göre çok daha “yapışkan” bir yapı sergilemektedir. Mal fiyatları küresel emtia fiyatlarından ve lojistik maliyetlerinden anlık etkilenebilirken; hizmet sektörü işgücü maliyetleri, kira artışları ve geriye dönük endeksleme alışkanlıklarıyla hareket eder. Örneğin, Aralık 2025 verilerinde görülen mesleki, bilimsel ve teknik hizmetlerdeki %40,33’lük yüksek seyir, 2026 yılının başında TÜFE’deki eğitim (%64,70) ve konut (%45,36) gibi kalemlerin neden yüksek kalmaya devam ettiğini açıklayan temel etkendir.
2026 Ocak verilerinin analizi: Dezenflasyonun ayak sesleri mi?
2026 yılının ilk ayında açıklanan veriler, ekonomideki dezenflasyon sürecinin teknik olarak başladığını ancak yapısal engellerin sürdüğünü işaret ediyor. Ocak 2026’da TÜFE aylık %4,84 artışla yıllık bazda %30,65’e gerilerken, Yİ-ÜFE aylık %2,67 artışla yıllık bazda %27,17 olarak gerçekleşti. Buradaki en kritik nokta, üretici enflasyonunun tüketici enflasyonunun altına inmiş olmasıdır. Bu “makasın kapanması”, önümüzdeki aylarda tüketici üzerindeki maliyet baskısının azalacağına dair en güçlü sinyaldir.





