Ali Ekber Yıldırım
Çobanlık, insanlık tarihinin en eski mesleklerinden birisidir. Göçebe ve yarı göçebe yaşama geçiş ile birlikte çobanlığın yaygınlaştığı tahmin ediliyor. Çobanlık, aynı zamanda bir kültür, bir meslek olarak kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze ulaştı.
Çoban kültürü üzerine araştırmalarıyla bilinen Ahmet Semih Tulay, “İlkçağlardan Günümüze Çoban Kültürü” adıyla yayınladığı sözlüğün 1. cildinde çobanlığı şöyle tanımlar: “Çobanlık, dünyanın en eski iş kollarından biri. Otlatma, yaymana götürme, yaylıma çıkarma, hayvan gütme gibi tabirlerle yapılan bu iş, derin bir bilgelik ister. Meteorolojiyi, veterinerliği, toprağı, doğayı ve yem bitkilerini bilmek gerekir.”
Birleşmiş Milletler, 2026 yılını “Uluslararası Kadın Çiftçi Yılı “ ilan etti. Buna ilişkin detayları dünkü yazımda anlatmıştım. 2026 yılı aynı zamanda, “Uluslararası Mera ve Çobanlar Yılı”. Bu konuda Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) çalışmalarına geçmeden önce Türkiye’de çobanlık ve mera konusundaki durumu, bazı bilgileri paylaşmakta yarar var.
Kimsenin yapmak istemediği iş; çobanlık
Dünyanın en eski mesleklerinden birisi olarak bilinen çobanlık, Türkiye’de uzun yıllardan beri hep küçümsenmiş ve “çoban” sözcüğü adeta hakaret, küfür olarak kullanılıyor. Bu nedenle son yıllarda çoban yerine “sürü yöneticisi” deyimi kullanılmaya başlandı.







