Volkan ÖNGEL
Türkiye ekonomisi, on yıllardır mücadele ettiği yüksek enflasyon sorununda son yıllarda tarihi zirvelere ulaşan bir dönemden geçmektedir. 2025 yılı Kasım ayında TÜFE yüzde 0,87 oranında artmıştır. Kasım ayındaki gelişmeyle birlikte yıllık enflasyon bir önceki aya kıyasla 1,79 puan azalarak yüzde 31,07 düzeyinde gerçekleşmiştir. Yıllık tüketici fiyat endeksinin (TÜFE) çift hanelerde yaklaşan seyri, ekonomik istikrarın ve hanehalkı refahının temelini sarsmıştır.
2024 yılının ortalarından itibaren, uygulanan sıkı para ve maliye politikalarının etkisiyle enflasyonda zirvenin geride kaldığı ve dezenflasyon sürecine girildiği yönünde resmi kanattan güçlü sinyaller verilmektedir. Ancak piyasalar, bu iyimser söylemi temkinli bir yaklaşımla değerlendirmekte ve «en kötüsü gerçekten geride kaldı mı?» sorusunu masaya yatırmaktadır. Bu soruya cevap verebilmek için, mevcut seyrin dayanaklarını ve geleceğe yönelik riskleri detaylıca incelemek gerekmektedir.
I. ‘En kötüsü geride kaldı’ argümanının dayanakları
Ekonomi yönetimi, enflasyonun tepe noktasının görüldüğünü ve düşüşün başlayacağını iddia ederken, bu görüşü destekleyen birkaç önemli faktör bulunmaktadır:
1.Sıkı para politikası etkisi: Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), geleneksel para politikası araçlarına dönüş yaparak politika faizini (repo faizi) agresif bir şekilde yükseltmiştir. Bu artışlar, kredi genişlemesini yavaşlatmayı, iç talebi soğutmayı ve beklentileri çıpalamayı hedeflemektedir. Yüksek faiz oranları, borçlanmayı pahalı hale getirerek tüketimi ve yatırımı kısıtlamış, böylece talep kaynaklı enflasyon baskısını azaltmaya başlamıştır.
2.Maliye politikası eşgüdümü: Para politikasına ek olarak, hükümetin kamu harcamalarında tasarruf tedbirleri alması ve vergi ayarlamalarıyla bütçe disiplinini artırma çabaları, toplam talebi yönetme konusunda para politikasını destekleyici bir rol oynamaktadır. Maliye politikasının sıkılaşması, dezenflasyon sürecinin kredibilitesini güçlendirmektedir.
3.Enflasyon beklentilerindeki kademeli iyileşme: TCMB’nin anketleri, enflasyon beklentilerinin kademeli olarak gerilediğini göstermektedir. Beklentilerin çıpalanmaya başlaması, fiyatlama davranışlarının rasyonelleşmesi açısından olumlu bir sinyaldir.
II. Yeni riskler ve temkinli yaklaşım gerektiren faktörler
“En kötüsü geride kaldı” söylemine rağmen, enflasyonla mücadele sürecinin kırılganlığını artıran ve başarıyı tehdit eden ciddi riskler bulunmaktadır:
1 Hizmet enflasyonu ve atalet: Türk enflasyonunun en dirençli ve inatçı kalemlerinden biri hizmet sektörüdür. Kira, eğitim, sağlık ve lokanta-otel fiyatlarındaki yüksek artışlar, büyük ölçüde geçmiş enflasyona endekslenmiş ücret artışları ve yüksek talep ataleti nedeniyle düşüşe direnç göstermektedir. Özellikle emek yoğun olan hizmetler sektöründeki fiyat artışlarının yavaşlaması, dezenflasyon sürecinin başarısı için hayati öneme sahiptir.
2. Ücret ve maliyet baskıları: Asgari ücret ve kamu çalışanlarının maaşlarına yapılan yüksek zamlar, firmaların maliyetlerini artırmakta ve bu maliyet artışları gecikmeli olarak ürün fiyatlarına yansımaktadır. Ocak ayındaki toplu sözleşmeler ve asgari ücretin yeniden belirlenmesi gibi rutin şoklar, maliyet yönlü baskıları canlı tutarak enflasyonun düşüş hızını yavaşlatma riski taşımaktadır.
3. Enflasyon beklentilerinin yüksekliği ve güven sorunu: Resmi beklentilerde iyileşme olsa da, hanehalkı ve reel sektörün uzun vadeli enflasyon beklentileri, hedeflerin oldukça üzerinde seyretmektedir. Tarihsel olarak yaşanan yüksek enflasyon ve politikaların sık sık değişmesi, ekonomi yönetiminin sözüne olan güveni zedelemiş durumdadır. Bu durum, firmaların fiyatlama davranışlarında hala ihtiyatlı ve yüksek zam eğiliminde olmasına yol açmaktadır.
4. Döviz kuru ve jeopolitik riskler: Türk Lirası›nın (TL) istikrarı, enflasyonla mücadelede kritik bir faktördür. Küresel emtia fiyatlarındaki (özellikle enerji ve gıda) dalgalanmalar, jeopolitik riskler veya sermaye akımlarında yaşanabilecek ani tersine dönüşler, TL üzerindeki baskıyı artırabilir. Kur geçişkenliğinin hala yüksek olduğu bir ortamda, döviz kurundaki ani yükselişler enflasyon hedeflerini kolaylıkla rayından çıkarabilir.
5.Yapısal reformların gerekliliği: Enflasyonun kalıcı olarak tek hanelere indirilmesi, sadece para ve maliye politikalarıyla sağlanamaz. Tarımsal üretim, enerji, rekabet hukuku ve işgücü piyasaları gibi alanlarda yapısal reformların eksikliği, enflasyonun kalıcılığını artıran temel nedenlerdir. Reformların gecikmesi, politika faizinin gereğinden uzun süre yüksek tutulmasını zorunlu kılabilir.





