1970’ten bu yana dünya genelindeki sulak alanların en az yüzde 22’si kaybedildi. Dünyadaki kara yüzeyinin yaklaşık yüzde 6’sını kapsayan sulak alanlar, bitki ve hayvan türlerinin yüzde 40’ına da yaşam alanı sunuyor.
Ekosistemin en kritik parçasılarından biri olan sulak alanlar küresel ölçekte tehdit altında.
Dünya genelinde her yıl yaklaşık 39 trilyon dolar değerinde fayda sağlanan sulak alanlarda yıllık ortalama yüzde 0,52 kayıp yaşanıyor.
Sulak alanlarla ilgili farkındalığı artırmak amacıyla 2 Şubat “Dünya Sulak Alanlar Günü” ilan edildi ancak bu konuda beklenen farkındalık oluşabilmiş değil.
1997’den bu yana kutlanan gün, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulunun 30 Ağustos 2021 tarihli kararıyla “Dünya Sulak Alanlar Günü” olarak ilan edildi ve artık kutlamak bir yana tehlikeye dikkat çekme amaçlı bir farkındalık gününe dönüştü.
“Ramsar Sözleşmesi” olarak anılan “Sulak Alanların Korunması Sözleşmesi”, İran’ın Ramsar kentinde 2 Şubat 1971’de imzalanarak 1975’te yürürlüğe girdi.
Sözleşme, 172 taraf ülkeyi sulak alanları koruyup akılcı yönetimini sağlamakla yükümlü kılıyor.
Sözleşmeye taraf ülkelerdeki her türden kıyı ve iç sulak bölgeler, “Ramsar alanı” olarak adlandırılıyor. Dünya genelinde 2 bin 500’den fazla “Ramsar alanı” bulunuyor ve 2,5 milyon kilometrekareyi kapsıyor.
Avustralya’daki Cobourg Yarımadası, 1974’te dünyanın “ilk sulak alanı” olarak belirlendi.
Brezilya, 267 bin kilometrekareyle sözleşme kapsamında koruma altındaki en geniş sulak alanlara sahipken Bolivya da yaklaşık 148 bin kilometrekareyle ikinci sırada yer alıyor.
Ramsar listesindeki Kanada, Çad, Kongo ve Rusya Federasyonu gibi ülkeler de 100 bin kilometrekarenin üzerinde sulak alan yüz ölçümüne sahip ülkelerin arasında bulunuyor.
Sözleşmeye 1994’te taraf olan Türkiye ise 14 “Ramsar alanına” sahip.
Sulak alan kayıpları sürüyor
“Dünya Sulak Alanlar Günü” dolayısıyla yayımlanan Ramsar raporunda yer verilen değerlendirmelere göre, 1970’ten bu yana dünya genelindeki sulak alanların en az yüzde 22’si kaybedildi.
Sulak alan kayıplarının başlıca nedenleri arasında tarım alanlarının genişletilmesi, plansız kentleşme, sanayi faaliyetleri, baraj ve yol yapımı ile iklim değişikliği gibi etkenler sayılıyor.





