Serpil Kurtay: Çay var içersen, Rize var gidersen

0
348

Son zamanlarda yayla turizmiyle önemli turizm merkezlerinden biri hâline geldi Rize… Bir de nefret söylemlerinin odak noktalarından biri… Hâlbuki çok değil, yirmi otuz yıl kadar önce nasıl da sempatiyle yaklaşılıyordu hem Karadeniz’e hem de Karadeniz insanına… Her şey bir yana yeşilin her tonunu görebileceğiniz muhteşem güzellikteki yerleri merak etmeyen var mı? Sanmıyorum!

Bir zamanlar Karadeniz’in haşin dalgalarına göğüs geren dağların yamaçlarında bir çift yaşarmış: Ali Reis ile Razi… Ama gel gör ki bir gün Karadeniz’in hırçın dalgaları Ali Reis’i koparmış Razi’den. Güzelliği, zenginliği ve iyi kalpliliğiyle tanınan kadın, yemyeşil orman içindeki sarayında yapayalnız kalmış. Her gün, her gece denize açılan penceresinin önünde oturmuş, gözyaşları içinde sevgilisini beklemiş, umutsuz aşkını türküleriyle dile getirmiş. Zaman böyle geçip giderken bir gün ne pencereden görünür ne de sesi duyulur olmuş. Bir de gelip ne görsünler koca saray bomboş, kimsecikler yok. Yalnız iki satır yazı: “Hazinelerimi fakir fukaraya dağıtın, gelip ev bark kursunlar ve beni aralarında bulsunlar.” Dediği gibi de olmuş, hazinelerle kısa zamanda bir şehir kurulmuş ve şehrin adını da “Raziye” koymuşlar. Zamanla Raziye, “Rize” olmuş. Rize’nin ardı arkası kesilmeyen yağmurları da onun gözyaşlarıymış. Rizeliler, dalgalı ve fırtınalı günlerde denizden gelen sesin Ali Reis’in uğultusu olduğuna, onun “Razi, Razi” diye seslendiğine inanır olmuş zamanla.

YAĞMUR DEĞİL; GÜNEŞ DUASI

Rize gerçekten oldukça yağışlı bir şehir; haftada iki kere yağmurun yağdığı birinin üç gün, diğerinin dört gün sürdüğü, güneşin zar zor açtığı… O nedenledir ki Rize’nin geçmişinde yağmur duası değil, güneş duası yapıldığı söylentisi var. Hatta yaşlılar bu merasimin adının “bubirdak” olduğunu söylüyor. Çalı süpürgesinin insan gibi giydirilmesi ve “Bubirdağım bur ister, kaşık kaşık yağ ister, kadelden kaymak ister, un torbasından un ister, kintamandan tuz ister, Allah’tan kırmızı güneş ister.” sözleriyle dolaştırıldığı, toplananlardan höşmerim yapılıp yendiği, güneş açınca da horonların vurulduğu bir tören bu… Vurulmak derken yanlış yazmadım. Zira küçük bir bilgi; horon tepilmez vurulur. Ben horondaki hareketlerin deniz işçiliğinde yinelenen el, kol, ayak hareketlerinden geldiğini bilmiyordum. Öyle her horon da aynı değil Karadeniz’de. Laz ve Hemşin horonlarının Trabzon horonlarından başlıca farkı, horonlara sözlü iştirak edilmesi ve omuz silkme figürünün eksikliğiymiş. Horon gerçekten bir tutku Karadeniz’de. “Biz Rizeliyiz canısı, horonu yorulunca değil, ezan okununca bırakuruk.” diye de boşuna dememişler. Bir de hiç hoşuma gitmese de bölge insanını anlatması için paylaşacağım, “Ben Rizeliyim! Benimle dans etmeye çalışma, mermileri horon eder, yürümeye hasret kalirsin!”

Çay Mimarisi

YER GÖK ÇAY

Rize için tartışılmayacak en önemli gerçeklerden biri de çay! Öyle ki Mars’ta ya da çölde su bulsalar çay demleyecekler. Umudun bittiği yerde çay demliyorlar. Keki kakaolu değil, çaylı yapıyorlar. Konu çay olunca her şeyi bir kalemde siliyorlar. O nedenle her yerde çay ya da çayla ilgili bir şey var: Çay bardağı ya da çaydanlık görünümünde “sanatsal” çalışmalar, kurabiyeli çay bardağı görünümünde sandalyeler… Ama o yirmi dokuz metrelik çay bardağı ne Allah aşkına! İçi de Çay Çarşısı olacakmış. Hem de maliyeti tam tamına 47 milyon TL’ymiş. Bu arada bir yerde çay içecekseniz ve tanelerini sevmiyorsanız “süzekli” demeyi unutmayın. Ama bu durumu karşı taraf hoş karşılamayabilir…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz