Yılın üçüncü çeyreğinde tarımın yüzde 12,7 küçüldüğüne dikkat çeken Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu, “Bu keskin daralmanın baş suçlusu hemen doğanın acımazlığı olarak ilan edildi. Sellerin, don, toprak kayması ve kuraklığın hiç kuşkusuz bu hazin ama kaçınılmaz gerçekte payı var. Ama imar ve maden arama izinleriyle, enflasyonun vurduğu tarımsal girdi maliyetlerinin hiç mi payı yok? Çiftçi desteklerinin yetersizliği sanki kasıtlı bir kurgunun parçası gibi” diye yazdı.

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin (TASAM) internet sitesinde yayımlanan “Türkiye’de Tarımın Hal-i pür Melali” başlıklı yazısında, üçüncü çeyrekte küçülen tek sektör olan tarımın halini anlattı.
“Türkiye, inşaat sektörü ile büyüyor”
2025’in üçüncü çeyreği boyunca kaydedilen ekonomik büyümenin yüzde 3,7 olduğunu belirterek, diğer sektörlerdeki büyümeye vurgu yapan Kalaycıoğlu, şöyle devam etti:
“Aslında Türkiye inşaat sektörü ile büyüyor. Yık-yap, kentsel dönüşüm, yolcu olsun, olmasın; uçak insin inmesin olmadık yerlere yapılan havaalanları, ekili alanlardan çalınan ikinci, üçüncü yazlık konut inşaatları, zeytinlikler ve meralar kurban edilerek yapılan maden aramaları hep inşaat sektörünün sevabına yazılırken asıl kaybedenin tarım sektörü olduğunu yine büyüme rakamından anlıyoruz. Tarım sektörünün bu yılın üççeyreğinde geçen yıla göre yüzde 12,7 küçülmesi, resmi istatistiklerle sabit bir gerçek.
Kabahati doğanın acımasızlığına yüklemek
Bu keskin daralmanın baş suçlusu hemen doğanın acımazlığı olarak ilan edildi. Sellerin, don, toprak kayması ve kuraklığın hiç kuşkusuz bu hazin ama kaçınılmaz gerçekte payı var. Ama imar ve maden arama izinleriyle, enflasyonun vurduğu tarımsal girdi maliyetlerinin hiç mi payı yok? Çiftçi desteklerinin yetersizliği sanki kasıtlı bir kurgunun parçası gibi. Bu arada verilen teşviklerle yurt dışına açılan keskin zekâlı ve açıkgöz girişimcilerin yabancı topraklarda yaptıkları tarım yatırımlarının ürünlerini Türkiye’de pazarlamalarının teşviki masum mu? Yoksa tarımsal ürün ithalatı rekabeti, girişimciye ballı kar sağlarken, tüketiciyi gıda enflasyonun pençesinden kurtarmaya bile şifa olmazken, tarıma vurulan darbenin ne kadar ağır olduğu bilinmiyor mu?
Bilindiği gibi tarımın dört ana alt sektörü var. Bitkisel ürün üretimi (tohum ıslah dâhil); hayvancılık (hem üretim hem de hayvan sağlığı yani tür geliştirme, damızlık büyük-küçükbaş hayvan, arıcılık ve kuluçkalık yumurta yetiştirme) bunların başında gelmekte. Ayrıca balıkçılık ve avcılık dâhil su ürünleri ve nihayet ormancılık olarak gruplandırıldığında hiçbir alt kategoride tatmin edici büyümeye rastlanmaması Türkiye gibi verimli toprakları olan ve üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke için ne büyük bir talihsizliktir!
Alıngan milliyetçilikten aymazlığa savrulmak
Tarımın korunması, bitki ve hayvan türlerinin, ağaç, toprak ve suyun miktar, kalite cins ve insan sağlığı etkilerinin denetlenmesi; tarımsal üretimin her alanda, dış rekabete karşı korunması demek. En iyi örneği 1970’lerden itibaren başlayan, AB Ortak Tarım Politikası. AET ye ortak üyelik süreci içinde olduğumuz o yıllarda “Türkiye AET’nin manavı olabilir” dendiğinde, bunu Türk zekâsına hakaret olarak algılayıp kıyametler koparmıştık. Çünkü o sıralar ithal ikamesi sanayi adeta tarımdan kopmanın bahanesi olmuştu. Çiftini bozup, tarlasından kaçan köylü, ülkenin sanayi merkezlerine ve Avrupa’ya kapağı attı. İşte daha o zaman Türkiye tarımı kaybetmeye başlamıştı. Biz bugün bile hâlâ ne kaybettiğimizin farkında değiliz.
“Türkiye tarımı kaybederse, dünyada küme düşer”
Aslında tarımsal koruma yöntemlerimizde de hep aksaklıklar vardı. Bunlar uzun süre, ürün kalitesi aleyhine işledi. Korunmaya muhtaç ürün, hayvan, bio-çeşitlilik, genetik özellikleri ile oynanmaması gereken bitkiler, orman ve balıkçılığın korunması ile av yasakları gündemimize geç girdi. Standartları gözetmedik. Bu nedenle, hala ihracat engelleri ve yaptırımlarla karşılaşıyoruz. Tohum ıslah istasyonlarını kapayan, yangın söndürme uçağı almayı unutup orman yangınlarını söndürmekte zorlanan, meralarda altın arayan, balıkçılığı ihmal eden Türkiye tarımı kaybederse dünyada küme düşer.”
Bir karşılaştırmayla umutlanmak
Yazısının son bölümünde, bilimi tarım ve tarımsal kalkınmanın emrine veren Çin’in bunun sonucunu aldığını, sonra sırada ABD, AB ve Avustralya’nın olduğunun altını çizen Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu, Türkiye’nin ise sert küçülmeye rağmen 2025 başında dünyanın en büyük 10 tarım üreticisi ve ihracatçısı ülke içinde 10. sırada gözüktüğünü belirterek, şunları kaydetti:
“Ama ne yazık ki hiçbir tahıl ürününde, patates gibi temel tarım ürünü üretiminde adı yok. Ancak birçok taze sebze üretiminde dünyanın ilk üç ülkesi arasında. Dünyanın en önemli 5 meyve üreticisi arasında da bulunması, herhalde meyvecilikte ticari örgütlenmenin rolü ve “Tarımsal Bilgi ve Enformasyon Sistemi (AKIS)” uygulamasının rolü olmalı.
“Ele güne muhtaç olmamak önemli”
Ayrıca hatırlanacak olursa Türkiye, 2020’de dünya yumurta ihracatının yüzde 7,4’ünü karşılayan bir ülke haline gelerek, 295 milyon dolarlık ihracatla, dünya yumurta ihracatçıları listesinin 3. sırasına kuruluvermişti. 2023 ve 2024 de bu konumunu koruması başarıydı. Tabii bu aynı zamanda neden daha pahalı yumurta yediğimizin de açıklaması. Türkiye 2024 yılının ilk iki ayında yüzde 43 artışla 82 milyon 838 bin dolarlık yumurta ihraç etmiş. Ne diyelim! Darısı 2025 performansının başına. İş ki Türk çocukları pahalı yumurta yemesin.
Evet, Türkiye’de tarım, GSYİH’nın hala yaklaşık yüzde 6’sını yaratıp, çalışabilir nüfusun yüzde 20,7’sine istihdam sağladığına göre, ihracattaki payı yüzde 3 bile olsa, halkı gıda enflasyonuna kurban etmeden besleyebilen, kendine yeterli bir ülke olmayı güvence altına alabilmeli. Bu, kötü günlerde ele güne muhtaç olmamak için önemli.”
www.gidahatti.com/haber/27007798/asil-kaybeden-tarim-sektoru







