Tarım stratejik bir sektörse, tarımın da en stratejik ürünlerinden biri şeker pancarıdır.
Bugün özellikle Orta Anadolu ve Doğu Anadolu’dan pancarı çekin, birçok bölgede tarımsal üretim ciddi şekilde yara alır. Hangi çiftçiye sorsanız, “Pancar olmazsa üretime devam eder misin?” dediğinizde alacağınız cevap çoğunlukla “hayır” olacaktır.
Çünkü pancar sadece kendisi için ekilen bir ürün değildir. Münavebenin merkezindedir. Bugün birçok bölgede çiftçinin üretime devam etmesini sağlayan asıl ürün pancardır. Buğdayı bile çoğu zaman para kazanmak için değil, tarlayı dinlendirip yeniden pancar ekebilmek için ekiyor.
Pancar fabrikayı çalıştırıyor, nakliyeciye iş sağlıyor, hayvancılığa yem hammaddesi veriyor, kırsalda istihdam oluşturuyor.
Yani pancarı yalnızca ürettiği şeker üzerinden değerlendirirsek, bu ürünün ülke tarımı açısından gerçek değerinin önemli bir bölümünü gözden kaçırmış oluruz.
Peki böylesine stratejik bir ürünün karşı karşıya olduğu sorunlara kim sahip çıkıyor?
Asıl mesele burada başlıyor.
Pancarın elbette sahibi var. Çiftçisi var, kooperatifi var, fabrikaları var.
Ancak şeker sektöründe son yıllarda biriken sorunları bütüncül bir şekilde gündeme taşıyan ve çözüm için kamuoyu oluşturan güçlü bir kurumsal mekanizmanın varlığından söz etmek zor.
Nişasta bazlı şekerdeki denetim tartışmalarından kotasız ithal edilen yüksek yoğunluklu tatlandırıcılara, şeker fabrikalarında büyüyen stoklardan şeker fiyatlarının baskılanmasına ve fabrikaların maliyetinin altında satış yapmak zorunda kalmasına kadar sektörün önünde ciddi bir sorun yumağı bulunuyor.







