Savaş uzadıkça küresel ekonomide yarattığı hasar artıyor; fatura kabarıyor.
Önceki hafta meselenin tarım ve gıda açısından olası etkilerini küresel ölçekte özetlemeye çalıştık. Her ülke kendi iç dinamikleri, izlediği strateji ve uyguladığı politikaya göre bu süreçten az ya da çok etkilenecek. Ancak Türkiye gibi özellikle tarımsal girdi ham maddelerinde ithalata bağımlı konumdaki ülkelerde kırılganlığın daha fazla olacağı aşikar.
Bugün başta mazot, gübre, yem ve zirai ilaç olmak üzere tarımsal üretimde kullanılan girdilerin çok önemli bir kısmını ya doğrudan ithal ediyoruz ya da ana ham maddesi ithal konumda.
Bu da Türkiye gibi ülkeleri jeopolitik kriz dönemlerinde daha savunmasız bırakıyor.
28 şubat’tan beri gübredeki zam % 50’yi aştı
Bunun en somut örneğini mazot fiyatlarında canlı olarak yaşıyoruz. Tarımsal üretimde traktör deyim yerindeyse çiftçinin eli ayağı sayılır ama mazot sadece traktörde kullanılmıyor. Sulamadan hasada, yem karmadan süt toplamaya ve hatta diğer operasyonları da işin içine katarsak jeneratörden forklifte kadar tarımsal faaliyetlerin her aşamasında elzem. Ve savaşın başladığı 28 Şubat tarihinden bu yana motorin fiyatlarındaki artış yüzde 55’i gördü ancak eşel mobil sisteminin uygulanmasıyla birlikte pompaya yüzde 23’ü yansıdı.
Gübre tarafında tablo çok daha vahim gözüküyor. Ham maddesi doğalgaz olan ve üretimde yüzde 90 dışa bağımlı olduğumuz gübreye ilişkin her ne kadar arz ve stoklarda bir sıkıntı olmadığı açıklansa da fiyatlardaki artış çiftçinin ürüne erişim maliyetini sert şekilde yukarı taşıdı. Savaşın başlangıcından bu yana Türkiye’de gübre fiyatlarındaki artış yüzde 50’yi aştı.
Gübre Üreticileri, İthalatçıları ve İhracatçıları Derneği (GÜİD) Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Uzunoğlu, dünyada artan ham madde ve navlun fiyatlarına ek olarak çiftçinin talebi öne çekmesinin de fiyat artışlarında etkili olduğunun altını çiziyor.
Uzunoğlu “Çiftçiler fiyatlar daha da artacak kaygısıyla gübre alımlarını öne çekti. Örneğin pamuk üreticisi mayıs-haziran döneminde kullanacağı gübrenin alımlarını gübre bulamama ya da fiyatları daha da artacağı kaygısıyla erkene çekti. Bazıları da bir palet yerine üç-beş palet aldı. Bu da tedarikte zaman zaman sorunlar yarattı ama şu an gübre piyasasında bir karaborsa durumu söz konusu değil” diyor.
İran Savaşı’nın ve Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapalı olmasının etkileri tarım sektörü açısından daha çok mazot ve gübre fiyatları üzerinden ele alınsa da tarımsal emtia fiyatlarındaki harekete de yakından bakmakta fayda var.
Burada da özellikle hayvancılığın ana girdi kalemleri arasında başı çeken yem piyasasına odaklanmak lazım.
Zira hayvancılıkta en çok konuşulan ve tartışılan girdi kalemlerinin başında yem maliyetleri geliyor. Türkiye’nin geçen yıl hayvan yemi üretimi için gerçekleştirdiği ham madde ithalatının faturası 6 milyar doları aştı. Burada da öne çıkan ilk üç kalem mısır, soya ve soya küspesi.
Örneğin Türkiye’nin soya fasulyesinde kendine yeterlilik oranı sadece yüzde 5-6 seviyelerinde. Yani ihtiyacımızın yüzde 90’dan fazlasını ithal ediyoruz. Geçen yıl sadece soya fasulyesi ve küspesine ödenen döviz miktarı 2.4 milyar dolara yaklaşıyor.
Peki, bu ürün Türkiye’de yetiştirilemez mi?
Çok rahat yetiştirilir ancak maliyet ve satış fiyatlarındaki belirsizlik, üretimin önünde en büyük engel olarak görülüyor. Bu da Türkiye’yi yem ham maddesi açısından dışa bağımlı ve kırılgan bir yapıya hapsediyor. Halbuki soya, mısıra göre daha az su tüketiyor ve toprağa azot bağlayarak daha az gübre istiyor.
https://gazeteoksijen.com/yazarlar/irfan-donat/iran-savasinin-tarim-faturasi-kabariyor-270107







