Hayalin geleceğine bakalım: Avrupa ve Amerika’dan gelen yeni regülasyonlar, gıda etiketlerini ve ambalajları değiştirecek. Gıda iletişimi daha kritik olacak. Altın pirinç, HB4 buğdayı ve nutrasötik mısır gibi ürünler tarımsal emtia pazarını sarsabilir. Ama asıl devrim, CRISPR’da, yani gen düzenlemesinde. Bu teknoloji, tarım üretimini baştan yazabilir. Yapay zeka ise algıları değiştirecek çözümler sunabilir. Sağlıkta ve tarımda üstel büyüme dönemine girilmesine kesin gözüyle bakılıyor.
Bir masal düşünün: Bereketli topraklarda filizlenen tarım, sofralara uzanan gıda zinciriyle insanlığın hayatını dokuyor. Ama bu masalda bir terslik var. Kahramanlar birbirini anlamıyor, mesajlar yolda kayboluyor, kötüler yanlış bilgiyle sahneyi ele geçiriyor. Türkiye’nin tarım ve gıda sektörü, tam da böyle bir masalın içinde…
Adana’da Tarım ve Gıda Düşünce Atölyesi’nin (TGDA) organize ettiği ve Nişasta Sanayicileri Derneği’nin (NİSAD) sponsorluğunda gerçekleşen “Tarımsal Düşünce Hasadı” toplantısından aldığım notlar ve konuyla ilgili düşüncelerim, bu hayali yeniden yazma fırsatını sunuyor. Gelin, bu hikayeyi baştan ele alalım; hem gerçeklerle hem de biraz hayal gücüyle…

Bir iletişim kazası
Gıda, hayatımızın en temel unsuru. Ancak Türkiye’de gıda sektörü, bir iletişim kazasının kurbanı gibi. Mesaj kaynaktan hedefe giderken ya fiziki duvarlara çarpıyor ya da psikolojik önyargılarla boğuluyor. Toplantıda İsmail Kemaloğlu’nun vurguladığı gibi, Türkiye 23 milyon hektar tarım arazisi, 3,1 milyon işletme ve 36 milyar doları aşan tarımsal ürün ve gıda ihracatı ile bir tarım devi. Dünya tarımsal hasılasının yüzde 1,5’ini alıyor, ama yüzde 3 neden olmasın? Potansiyel devasa, ama bu potansiyel bir türlü anlatılamıyor. Soru şu: Sesimizi neden duyuramıyoruz?
Medya, bu hikayede bir araç, ama tek sorumlu değil. Türkiye’de gıda sektörü reklam harcamalarında lider, ama aynı zamanda en çok dedikoduya, yanlış algıya maruz kalan sektör. Sosyal medyada “Gıda Hurafe Avcısı” kullanıcı adıyla keyifle takip ettiğim Ebru Akdağ’ın dediği gibi, “iletişim bir bilim.” Gıdayı üretmek yetmiyor; bunu bilimsel, proaktif ve şeffaf bir şekilde anlatmak gerekiyor. Türk medyasında ekonomi, spor, magazin editörleri var, ama gıda editörü yok. Bu boşluk, bilgi kirliliğinin en büyük suç ortaklarından biri. Gıda sanayicileriyle ekonomi gazetecileri için eğitim projeleri önerdik, ama destek bulamadık. Influencer’ların dernekleşmesi için toplantılar düzenledim; umarım bu çaba, toplumu etkileyen bu gruba meslek aidiyeti kazandırır. Ama gazetecilikten ayrı tutulmalılar, çünkü roller farklı.
Modern masalın ejderhası
FAO Türkiye Temsilci Yardımcısı Ayşegül Selışık’ın toplantıda altını çizdiği gibi, bilgi kirliliğiyle mücadele için bir “doğru bilgi platformu” şart. Medya “Bana doğru bilgi gelsin” diyor, ama bu bilgiyi kim sağlayacak? Tarım ve Orman Bakanlığı mı, sivil toplum mu, özel sektör mü? Belki de hepsi bir arada, “rekaberlik” denen o sihirli kavramla. Yani rekabet değil, işbirliği. Toplantıda ortaya çıkan ortak fikir: Bir platforma ihtiyaç var, ama önder kim olacak? Tarım Şurası’nda bu karar alınabilir mi? Neden olmasın?
Bilgi kirliliği, sadece bir iletişim sorunu değil; aynı zamanda bir güven meselesi. TAGEM eski Genel Müdürü Nevzat Birişik’in aktardığı gibi, “Toplumun sağlıklı bilgilendirme mekanizmalarını yeniden kurmamız lazım.” Devlet, akademi, hatta influencer’lar bile artık güven telkin etmiyor. Toplumun temel biyoloji bilgisi eksik; glikozun, fruktozun, nişastanın ne olduğunu bilmeyen birine C4 bitkisini anlatmak imkansız. Prof. Dr. Mustafa Bayram’ın dediği gibi, “Mikrodalga kanser yapar” algısı bile bu cehaletin bir ürünü. Oysa bilimsel gerçekler ortada: Mikrodalga zararlı değil, GDO’lu ürünler 40 yıldır 1,5 milyar insanı besliyor ve kimse ölmedi.
Geleceğin düzenleyicileri: CRISPR ve yapay zeka
Hikayenin veya hayalin geleceğine bakalım. Avrupa ve Amerika’dan gelen yeni regülasyonlar, gıda etiketlerini ve ambalajları değiştirecek. Gıda iletişimi daha kritik olacak. Altın pirinç (A vitamini artırılmış GDO’lu pirinç), HB4 buğdayı (kuraklığa dayanıklı) ve nutrasötik mısır (sağlık odaklı) gibi ürünler tarımsal emtia pazarını sarsabilir. Ama asıl devrim, CRISPR’da yani gen düzenlemesinde. Genetik hastalıklar için geliştirilen bu teknoloji, tarım ürünlerini ve üretimini baştan yazabilir. Patatesten yumurta proteinini veya süt proteinini üretmek artık hayal değil. Yapay zeka ise unlu, sütlü, şekerli mamullere dair algıları değiştirecek çözümler sunabilir. Diyabet, kanser, Alzheimer gibi hastalıklarla mücadelede gıda tüketimi yön değiştirecek. Sağlıkta ve tarımda üstel büyüme dönemine girilmesi kesin gözüyle bakılıyor. Yeni bir döneme hazır mıyız?

Türkiye: Tarımın geçiş köprüsü
Tarım sektöründeki deneyimi ile tanınan ve NİSAD’ın da Genel Sekreterliği’ni üstlenen İsmail Kemaloğlu’nun vizyonu çarpıcı: Türkiye, Karadeniz’den 200 milyon ton tahıl ihracatının geçtiği, güneyinde net ithalatçıların olduğu bir tarım üssü. İstanbul’a inerken görülen gemiler, buğday, mısır, yağmur tohumlarıyla dolu. Bu coğrafi avantaj, Türkiye’yi küresel gıda ticaretinde bir köprü yapıyor. Ama bu köprü, algı sorunlarıyla gölgeleniyor. Pestisit kullanımı azalıyor, ama “zehirli gıda” algısı bitmiyor. Sabri Ülker Vakfı Başkanı Talat İçöz’ün Turgut Özal’dan alıntıladığı öneri burada devreye giriyor: “İddia sahipleri delillerini hazır tutsun.” Rahmetli Özal’ın bu yaklaşımı tartışmaya değer bir yaklaşım. Dedikoduyla popülerlik peşinde koşanlar değil, gerçekler konuşsun.
Çiftçi, çoban ve algı!
Tarım ve Orman Bakanlığı Eğitim Yayım Daire Başkanı Bülent Kahraman Çolakoğlu’nun sorusu yürek yakıcı: “Çocuğunuzun çiftçi ya da çoban olmasını ister misiniz?” Herkes çiftçi olabilir sanıyoruz, ama bu algı tarımın değerini düşürüyor. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın deniz altında dalgıçları, insansız hava aracı pilotları, 50 bilimsel araştırma enstitüsü var. Türkiye, FAO verilerine göre tarımsal hasılada dünyada dokuzuncu ve Avrupa’da ilk sırada. Ama “Tarım bitti” algısı sürüyor. Neden? Çünkü bilenler, olması gereken yerde değil.

Gıda otoritesi ihtiyacı
Ebru Akdağ’ın hayali, benim de hayalim: Gıdanın otoritesi olsun. Akdağ’ın sosyal medyadaki popülerliğinin yanı sıra TGDF Bilgi Kirliliği ve Gıda Okuryazarlığı Komisyon Başkanı olduğunu da hatırlatayım. FDA, EFSA gibi bir otorite veya gıda konseyi… Yanlış bilgiye anında müdahale eden acil ve akil bir ekip. FAO, Tarım Bakanlığı, gıda sektörü ve Milli Eğitim işbirliği içinde olan proaktif iletişim sağlayan bir kurum. Prof. Dr. Hilal Bebek’in sorduğu gibi, “Bilmek istiyor muyuz?” Hele gerçeği bilmek istiyor muyuz? Belki de cehalet mutluluk getiriyor sanıyoruz. Ama hakikat arayışı, yoğunlaşma ve sentez gerektiriyor. Post-truth çağında, yapay zekayla imajlar bulanıklaşırken, doğruyla yanlış arasındaki farkı önemsemeyen bir topluma mı gidiyoruz?
Dert takası
Uzman Psikolog Hilal Bebek’in “dert takası” fikri, bu masalın finali olsun. Dertsizlik yok; ama doğru dertlerle dertlenirsek, kaygı bozuklukları yerine yapıcı çözümler buluruz. Gıda sektörü, tarım, medya, bilim insanları ve toplum olarak hepimiz bu masalda bir rol oynuyoruz. Soru şu: Ejderhayı (bilgi kirliliğini) yenip kahraman mı olacağız, yoksa yanlış algılarla kaybolan bir hikaye mi yazacağız? Bence, yukarıda değindiğim üç tahıldan CRISPR’a, yapay zekadan şeffaf iletişime, elimizde tüm araçlar var. Yeter ki bu başarı hikayesini birlikte yazalım.
Notlar: Olumsuz gıda algısının oluşmasındaki sorunların usul, üslup, araçlar, kişiler, niyetler, teknoloji, eğitim yönleriyle ele alınan bir toplantı oldu. Toplantıda çok değerli katılımcılarla tanışma fırsatı buldum ve önemli bilgiler öğrendim, benim için “hasat” verimli geçti. Her konuşmacının notları hala elimin altında ve onlardan çok istifade ettim. Hepsinin ismine burada yer verememek eksikliktir. Sanırım TGDA bu çalıştayı kitap haline getirecek ve herkes bu bilgilere erişecek. Bu bağlamda NİSAD Başkanı İsmail Başaran’a, her zaman gıda sektöründeki araştırmalarından çok istifade ettiğim İsmail Kemaloğlu’na, Adana’nın önde gelen şirketlerinden Sunar’a, toplantının başarılı moderatörü ve meslektaşımız Mine Ataman’a bu ortamı sağladıkları için teşekkür etmek istiyorum. Umarım, daha odaklı şekilde, benzeri toplantılar gerçekleştirirler.