Piyazımızdaki fasulyenin sadece bir yemek değil, ulusal bir güvenlik meselesi olduğunu biliyor muydunuz? Ergin Kahveci, Crop Trust 2025 raporu ışığında genetik mirasımızın neden ‘açık büfeye’ sunulmaması gerektiğini çarpıcı verilerle analiz etti.
Anadolu yemek kültürünün temel taşlarından biri olan fasulye (Phaseolus L.), sadece ekonomik bir gıda maddesi değil, aynı zamanda stratejik bir genetik rezervdir. Bir zamanlar kısıtlı bütçelerin tasarruf tedbiri olarak görülen bu ürün, günümüzde küresel biyolojik çeşitlilik savaşlarının merkezinde yer almaktadır. Global Crop Diversity Trust (Crop Trust) tarafından yayımlanan 2025 yılı raporu, Türkiye’nin bu alandaki konumunu ve izlediği korumacı politikanın önemini bilimsel verilerle ortaya koymaktadır.
1. Küresel Üretim ve Ticaret Panoraması FAOSTAT verilerine dayanarak hazırlanan rapora göre, fasulye dünya genelinde 36 milyon hektardan fazla alanda ekilmekte ve 56 milyon tonu aşkın bir üretim hacmine ulaşmaktadır. Brüt üretim değeri 30,3 milyar ABD doları olan bu ürünün küresel ticaretinde Türkiye, en önemli ithalatçı ülkeler (ilk 12) arasında yer alarak gıda tedarik zincirindeki bağımlılığını ve bu alandaki stratejik riskini sürdürmektedir.
2. Genetik Kaynakların Muhafazası ve Türkiye’nin Başarısı Dünya genelinde 192 farklı kurumda toplam 194.392 genetik örnek (aksesyon) koruma altındadır. Türkiye, bu alandaki verileriyle dikkat çekici bir performans sergilemektedir:
-Koleksiyon Hacmi: Türkiye, 2.408 genetik örnek (aksesyon) ile dünya sıralamasında 20. basamakta yer almaktadır.
-Depolama Standartları: Küresel koleksiyonun yalnızca %50,4’ü ideal koruma koşullarındayken, Türkiye koleksiyonunun %100’ünü uzun süreli (-18/-20°C) depolama standartlarında muhafaza etmektedir.
-Yerel Çeşit Zenginliği: Muhafaza edilen örneklerin büyük kısmını Karadeniz, Doğu ve İç Anadolu’nun kadim tarım kültüründen gelen yerel çeşitler ve ata tohumları oluşturmaktadır.
3. Stratejik Tercih: Kontrollü Erişim (MLS vs. SMTA) Makalenin en kritik tartışma noktalarından biri, genetik kaynaklara erişim protokolleridir. Türkiye’nin Çok Taraflı Sistem (MLS) içindeki belirsiz görünümü, aslında ulusal çıkarları önceleyen rasyonel bir tercihin sonucudur:
-Açık Büfe Paradoksu: Genetik mirası “otomatik erişime” (MLS) açmak, yerel çeşitlerin kontrolsüzce uluslararası dolaşıma girmesi riskini taşır.
-SMTA Protokolü: Türkiye, “Standart Materyal Transfer Anlaşması” (SMTA) kullanarak, genetik hazinesini kapalı tutmamakta; ancak bilimsel araştırma ve ıslah amaçlı başvuruları kayıt altına alarak kontrollü bir şekilde paylaşmaktadır.






