Düşünün:
Musluklardan su damla damla akıyor, barajlar dip görüyor.
Çiftçi tarlasına bakıyor, “Bu yıl yine ürün alamayacağız” diyor içinden, gözleri doluyor.
Her yıl buğday üretimimiz %20-30 düşüyor.
En verimli ovalarımız birer birer beton oluyor ya da lüks villaların bahçesi haline geliyor.
2050’de nüfusumuz 100 milyonu geçecek. 100 milyon insanın karnını nasıl doyuracağız?
Birileri “İthal ederiz” diyor. Ama bir gün gelecek, ithal edecek paramız da kalmayacak… ya da dünya “Kusura bakma Türkiye, bizim de yok” diyecek.
İşte tam bu noktada gözümüzü çevirmemiz gereken yer:
Türkiye’nin 6,1 milyon hektar “marjinal” dediğimiz, şimdiye kadar “burada bir şey yetişmez” diye kenara attığımız araziler. Bu araziler çorak değil, sadece yalnız bırakılmış topraklar.
Ve bu toprakların kurtuluş reçetesi tek bir kelime: Tarımsal Ormancılık (ya da dünya literatüründeki adıyla “agroforestry”).
Peki Tarımsal Ormancılık Ne Demek?
Çok basit:
Aynı araziye hem ağaç dikiyoruz, hem buğday, nohut, mercimek ekiyoruz, hem de hayvan otlatıyoruz.
-Ceviz ağaçlarının arasında koyun geziyor,
-Badem ağaçlarının altında arpa-biçiliyor,
-Harnup ya da iğde sıralarının arasında tavuklar eşiniyor…
Bir taşla beş kuş:
-Endüstriyel odun (mobilya, kağıt, palet…)
-Yakacak odun (köyde soba yanacak)
-Bitkisel üretim (ekmeklik buğday, bakliyat, yem bitkisi…)
-Hayvancılık (otlak + ağaç altı gölge = daha sağlıklı hayvan)
Ve en önemlisi: Toprak canlanıyor, erozyon duruyor, su tutuluyor, karbon depolanıyor.
Neden Şimdiye Kadar Yapmadık?
Çünkü tarımcı “Ağaç dikersek tarlam küçülür” dedi.
Ormancı “Benim işim sadece orman, tarım bana ne?” dedi.
Devlet de “Bu iş kimin işi?” diye topu birbirine attı. Oysa dünya yıllardır bunu yapıyor:
Kenya’da kahve + ağaç sistemiyle çiftçinin geliri 4 katına çıktı.
Hindistan’da milyonlarca hektar böyle kurtarıldı.
Hatta Almanya’da bile şehir yakınlarındaki araziler böyle değerlendiriliyor.
Türkiye’nin 6,1 Milyon Hektarlık Hazinesi Mevcut.
Bu alanların çoğu üst havzalarda, köylerin hemen yanı başında.
Hazine arazisi ya da özel mülkiyet… Hiç fark etmez.
Köy muhtarı, kooperatif ya da bireysel çiftçi; herkes bu işe girebilir.
Bir örnek vereyim:
100 dönüm bozuk araziye 300-400 ceviz ya da badem ağacı dikseniz…
Ağaçlar 8-10 yıl sonra meyva vermeye başlar.
Ama o 8 yıl boyunca ağaç altlarını sürüp nohut, mercimek, fiğ, yulaf ekersiniz.
Koyun-keçi otlatırsınız.
10. yıldan sonra sadece cevizden dönüm başına 3-5 bin TL net gelir…
Üstüne bakliyat ve hayvancılık geliri…
Toplamda dönüm başına 8-10 bin TL’ye ulaşan bir sistem.
Ve en güzeli: Doğal ormanlarımıza dokunmuyoruz artık!
Köylü odununu, kerestesini bu yeni “tarım ormanları”ndan karşılıyor.
Orman köylüsü göç etmiyor, köyde kalıyor.
Dağlarımız yeniden yeşilleniyor.
Şimdi Ne Yapmalıyız?
Orman Genel Müdürlüğü ile Tarım ve Orman Bakanlığı el ele vermeli.
Üniversiteler, Ziraat Odaları, TEMA, TABİP, Tema-like STK’lar bir masa etrafında toplanmalı.
“Tarımsal Ormancılık Kanunu” ve ilgili yönetmelikleri çıkarılmalı.
Çiftçiye 5-10 yıl sıfır faizli kredi + fidan + teknik destek paketi verilmeli.
Bu arazilere dikilen ağaçlar “orman rejimine” alınmamalı, çiftçinin mülkiyeti korunmalı (en büyük korkuları bu).
Eğer bugün harekete geç kalırsak…
2050’de çocuklarımız bize “Bize yaşanabilir bir ülke neden bırakmadınız?” diye soracak.
Ama eğer bugün kolları sıvayıp o 6,1 milyon hektarı yeşertirsek…O çocuklar bize “Teşekkür ederiz, hem karnımızı doyurdunuz hem de ormanlarımızı kurtardınız” diyecek.
Seçim bizim.
Ya susuz, aç ve çölleşmiş bir Türkiye…
Ya da ceviz, badem, buğday ve koyun sesleriyle dolu yemyeşil bir Anadolu.
Ben ikinciyi seçiyorum.
Ya siz ?
Ayhan Küyük
Yüksek Orman Mühendisi
#TarımsalOrmancılık
#6MilyonHektarUmudumuz
#GeleceğiYeşertelim
***
Anayasa’nın 24. Maddesine göre Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.
Anayasa’nın 34. Maddesine göre (Değişik: 3/10/2001-4709/13 md.):Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.
Anayasa’nın 43. Maddesine göre: Kıyılar devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada kamu yararı gözetilir.
Anayasa’nın 56. maddesine göre; Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.
Anayasa’nın 169. Maddesine göre; Devlet, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır. Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz.
#KorumazsakKaybederiz
#SuBiterseHerkesSusar
#taseliplatosumilliparkolsun
#ardıçlartoroslarınsigortasıdır
#yeşilvatan
#alarageyikdağımilliparkı
#torosdağları #alara
#Gündoğmuş #Akseki #İbradı #Manavgat #Alanya #Gazipaşa #Taşkent #Bozkır #Hadim #Beyşehir #Seydişehir #Ermenek #Karaman #Tarsus #Erdemli #Mut #Silifke #Gülnar #Anamur





