Birleşik Krallık Büyükelçisi Jennifer Anderson’a göre COP31’in başarısını yeni iklim taahhütlerinin sayısı belirlemeyecek. Asıl ölçüt, Antalya’dan çıkacak kararların temiz enerji yatırımlarına, finansmana ve somut uygulama planlarına dönüşmesi olacak. Türkiye’nin Küresel Kuzey ile Küresel Güney arasında önemli bir köprü rolü üstlenebileceğini vurgulayan Anderson, iki ülke arasında deniz üstü rüzgâr enerjisinden küçük modüler reaktörlere, elektrik şebekelerinden yeşil finansmana uzanan yeni bir iş birliği alanına dikkat çekiyor.
İklim diplomasisinin en zor sınavlarından biri, verilen sözlerle gerçekleşen yatırımlar arasındaki mesafeyi kapatmak. Paris Anlaşması’nın üzerinden geçen yıllar boyunca ülkeler hedeflerini açıkladı, emisyon azaltım takvimleri oluşturdu, finansman vaatlerinde bulundu. Ancak iklim krizinin hızı ile ekonomik dönüşümün hızı arasındaki fark kapanmış değil.
Jeopolitik gerilimler, fosil yakıt fiyatlarındaki dalgalanmalar, enerji güvenliği kaygıları ve giderek ağırlaşan iklim felaketleri, hükümetleri zor tercihlerle karşı karşıya bırakıyor. İklim politikaları artık, ekonomi politikalarının, sanayi stratejilerinin ve ulusal güvenlik tartışmalarının tam merkezinde yer alıyor. 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya düzenlenecek olan COP31 de böyle bir döneme denk geliyor. Böyle bir dönemde Antalya’nın önünde önemli bir fırsat var: İklim müzakerelerini yeni vaatlerin ötesine taşıyarak yatırım ve uygulama gündemine dönüştürmek. Birleşik Krallık’ın Türkiye Büyükelçisi Jennifer Anderson ile COP31 öncesinde yaptığımız söyleşide en çok bu konu öne çıkıyor.
COP26’ya ev sahipliği yapan Birleşik Krallık’ın deneyiminden hareketle Anderson, başarının ölçüsünü oldukça net tanımlıyor: Ülkelerin Antalya’dan kaç yeni taahhütle ayrıldığına değil, bu taahhütleri hayata geçirecek ne kadar somut plan geliştirdiğine bakmak gerekiyor.
Anderson’ın değerlendirmelerinde Türkiye açısından özellikle dikkat çekici iki başlık var. İlki, Türkiye’nin farklı ekonomik ve siyasi bloklar arasında uzlaşı sağlayabilecek konumu. İkincisi ise Londra’nın finansal kapasitesi ile Türkiye’nin üretim gücünü buluşturabilecek yatırım fırsatları.
Anderson’ın bu sözleri, Antalya’da yapılacak tartışmaların ekonomik karşılığını da ortaya koyuyor: “Bu dönüşümün ön saflarında yer alan ülkeler ve şirketler; yatırım çekmek, nitelikli istihdam yaratmak ve küresel pazarlarda başarıyla rekabet etmek açısından en avantajlı konumda olacak.”
COP31’e günler kala Birleşik Krallık’ın Antalya’dan beklentilerini, iklim finansmanında özel sermayenin rolünü ve Türkiye ile gelişebilecek yeni ekonomik ortaklıkları Jennifer Anderson ile konuştuk:
Fosil yakıt şokları karşısında çözüm temiz enerji ve dayanıklılık
“COP31 zorlu bir ortamda gerçekleşiyor. Bugün, Körfez’deki çatışma nedeniyle beş yıldan kısa bir süre içinde ikinci büyük fosil yakıt şokuyla karşı karşıyayız. Bunun ulusal güvenliğimiz, ekonomilerimiz ve kamu maliyemiz üzerinde ciddi etkileri var. Türkiye’de de aşırı hava olaylarının etkilerini şimdiden görüyoruz. İstanbul’daki sel felaketinde yaşanan can kayıplarından dolayı en içten başsağlığı dileklerimi iletmek isterim. Bu nedenle COP31’den beklentimiz açık: Kararlı ve ortak bir yaklaşım görmemiz gerekiyor. Gerçek şu ki güvenliğimizi ve refahımızı kalıcı olarak korumanın tek yolu, temiz enerjiye geçişi hızlandırmak ve aşırı hava olaylarının daha sık yaşandığı bir dünyada dayanıklılığı sistemli biçimde güçlendirmek.
Birleşik Krallık açısından başarı, yeni taahhütlerin sayısıyla değil; ülkelerin Antalya’dan Paris Anlaşması’nın hedeflerine bağlılıklarını yenileyerek ve temiz enerjiye geçişi hızlandırmak, doğayı korumak, finansman sağlamak ve dayanıklılığı güçlendirmek için somut planlar geliştirerek ayrılıp ayrılmadıklarıyla ölçülecek.”
Türkiye ile yeşil dönüşümü hızlandıracağız
“Birleşik Krallık olarak COP26 Başkanlığımız da dâhil olmak üzere, uluslararası iklim liderliği alanındaki çalışmalarımızla gurur duyuyoruz. Başbakanımızın, üst düzey bakanlarımız ile İklim ve Doğa Özel Temsilcilerimizden oluşan güçlü bir heyetle birlikte COP31’e katılacak olmasından büyük memnuniyet duyuyoruz. Heyetimiz, temiz enerjiye geçiş, elektrifikasyonun hızlandırılması, doğanın korunması, finansmanın harekete geçirilmesi ve dayanıklılığın güçlendirilmesi konularında bir dizi açıklama yapacak ve somut taahhütlerde bulunacak.
Dışişleri Bakanımızın geçen ay New York’ta düzenlenen BM Genel Kurulu’nda da belirttiği gibi, Birleşik Krallık, ortak iklim hedeflerimiz doğrultusunda başta Türkiye olmak üzere diğer ülkelerle çalışmak için geniş büyükelçilik ağından ve uzmanlığından yararlanmaya devam edecek. Electrify Now kampanyası gibi ortak girişimlerle hem bu önceliklerde hem de metan ve diğer CO2 dışı gazlar, yeşil sanayileşme ve gıda güvenliği gibi önemli konulardaki ilerlemeleri hızlandırmak istiyoruz.”







