Washington sorunun masasını terk etti ama düzenin masasında yerini koruyor. COP31, dünyanın en büyük ekonomisinin Paris’ten resmen çıkmış olarak katılmadığı ilk zirve olacak; ama rakip bir enerji teklifiyle her masada yer alacak.
AB, karbon kaçağını önlemek için sınırda karbon düzenlemesi uyguluyor. Çin, temiz teknoloji üretimiyle küresel dönüşüme katkı sağlarken, sanayi kapasitesine pazar açıyor. Amerika, enerji arzını güvenlik ve teknolojik üstünlükle birlikte ele alıyor.
COP31’e günler kaldı. Zirve öncesi bu son yazıda, hikâyenin satır aralarını okumaya çalışalım. Çünkü bunu yapmadan Antalya’yı doğru analiz etmek bana göre mümkün değil.
İklim artık çözülmesi gereken bir sorundan, üzerine yeni bir ekonomik düzenin kurulduğu zemine dönüştü. Antalya’da iklim, otuz yıldır olduğu gibi, yine bir sorun olarak masada konuşulacak. Ama arka planda enerji yatırımları, yapay zekâ, kritik mineraller ve ticaret düzeni tartışılacak.
Özetle, satır aralarını “sorun” ve “düzen” ekseninde okumak gerekiyor.
Aynı hafta, iki hikâye
Son on günde açıklanan rakamlar iki ayrı hikâye anlatıyor ve ikisi de doğru.
İlki sorunun hikâyesi. BM’nin 27 Ekim raporuna göre, 154 ülkenin ulusal katkı beyanları harfiyen uygulansa bile, küresel emisyon 2035’te 2019’a göre yalnızca yüzde 6 azalacak. UNEP’in 21 Ekim raporuna göre 1,5 dereceye yüzyıl sonunda geri dönebilmek için gereken kesinti yüzde 45. Yetmiyor, üstüne 320 gigaton karbonun da atmosferden geri alınması gerekiyor. Yani, sorun çözülmüyor; büyüyor.
İkincisi düzenin hikâyesi. Dünya 2025’te 5,2 teravat yenilenebilir kapasiteye ulaştı. Çin’in temiz teknoloji ihracatı rekor kırdı. Elektrikli araçta yüzde 61, rüzgâr türbininde yüzde 45, bataryada yüzde 39 artış. Temiz enerji sektörleri Çin’in 2025 büyümesinin üçte birini sağladı. Yani, yeni bir düzen kurulmuyor; çoktan kuruldu bile.
Bu iki hikâye çelişmiyor. Çünkü düzen, sorunu çözmek için değil, sorunun üzerine kuruldu. Emisyonu düşürüyor; ama amaç olarak değil, gölge fayda olarak.
Peki, neden hala tüm iklim diplomasisi “sorun” olarak konuşmaya devam ediyor? Çünkü “sorun” dili, yeni düzenin de meşruiyet kaynağı.
AB, karbon kaçağını önlemek için sınırda karbon düzenlemesi uyguluyor. Çin, temiz teknoloji üretimiyle küresel dönüşüme katkı sağlarken, sanayi kapasitesine pazar açıyor. Amerika, enerji arzını güvenlik ve teknolojik üstünlükle birlikte ele alıyor.






