Neredeyse tüm dünya ülkeleri her yıl COP’da (Taraflar Konferansı – (Conference of the Parties) yani Birleşmiş Milletler’in iklim zirvesinde bir araya geliyor. İklim değişikliğine karşı ortak kararlar alıyor.
Bu yılki zirve COP31. 9-20 Kasım 2026’da Antalya’da toplanıyor ve Türkiye ev sahibi. Müzakereleri ise Avustralya yönetiyor. Bu ortak ev sahipliği modeli COP tarihinde alışılmış bir yöntem olmadığı için merak ediliyor.
Dünya COP31’i dikkatle izliyor, çünkü konu artık çevreyle sınırlı değil. Konu para, yani iklim maliyeti. Bu yıl tüm dünya daha çok iklim krizinin faturasını kimin ödeyeceğini konuşacak. Çünkü gereken para akışı bir türlü sağlanamadığı için 2015 Paris Anlaşmasının “ısınmayı 1,5 dereceyle sınırlama” hedefine ulaşılamıyor. Ülkelerin iklim faturası kabarıyor.
Antalya’da geleceğin pazarlığı bir kez daha başlıyor…
2026’nın ilk yarısında doğal afetler dünyaya 112 milyar dolara mal oldu. Bu kaybın %60’ı sigortasızdı. Bu parayı devletler, şirketler ve aileler kendi cebinden ödedi. Afetlere hazırlık ve uyum için gereken finansman bu yüzden zirvenin ana gündemi. Zengin ülkelerin daha önce verdiği sözlerin ne zaman, nasıl yerine getirileceği konusunun yoğun tartışmalara neden olması bekleniyor.
Ve iklim artık resmen bir bilanço kalemi
Artık her geçen gün bu alanda da hızla gelişen teknoloji sayesinde karbon da ölçülüyor, izleniyor ve fiyatlanıyor. Uydular, sensörler ve yapay zekâ; emisyonları her geçen yıl daha görünür kılıyor. Bir fabrikanın ya da bir santralin ne kadar karbon saldığını ve diğer çevresel etkilerini saklamak zorlaşıyor. Ölçülen her ton da bir maliyete dönüşüyor. Bu durum iş dünyasının hesaplarını değiştiriyor. Bankalar kredi verirken şirketlerin karbon verisine bakıyor. Büyük alıcılar tedarikçilerinden emisyon raporu istiyor. Bu yüzden karbonunu ölçemeyen şirket, maliyetini de doğru hesaplayamıyor. Ölçüm artık bir çevre raporunun parçası olmaktan çıkıp finans biriminin işi haline geliyor.
Bu nedenle Antalya’daki pazarlık geleceğin enerjisini, sanayisini ve verisini de belirleyecek. Hangi ülke temiz enerjiye hızlı geçerse rekabette öne çıkacak. Hangi şirket karbonunu doğru ölçüp raporlarsa pazarını koruyacak.
Türkiye için zirvenin iki yüzü var. Ev sahibi olarak dünyaya iklim konusunda iddiasını gösterecek. Bunun yanında kendi ekonomisi de kararlardan etkilenecek. Türkiye 2053 için net sıfır emisyon hedefi koydu. 2035 için de Birleşmiş Milletler’e yeni bir emisyon planı sundu. O yüzden ev sahibi ülkenin kendi planları da yakından izlenecek.








