Antalya’da düzenlenecek COP31 öncesinde yeşil dönüşümün yalnızca elektrikli araçlara geçişle sınırlı kalamayacak. Elektrikli otomobillerin yanı sıra kamyon filolarının da dönüşmesi, Türkiye’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması kaynaklı maliyetlerini azaltabilir. Ancak yeşil dönüşümün başarıya ulaşması için nadir metal madenciliğinin biyoçeşitlilik üzerindeki etkilerinin gözetilmesi ve kömürden çıkışı da kapsayan somut bir enerji planının hazırlanması gerekiyor.
Şimdi bu iklim değişikliği tartışmaları ve tedbirleri size son günlerin icadı gibi gelebilir, ama değildir. İklim değişikliği gündemli taraflar konferansı, COP 31, bu yıl Antalya’da düzenlenecek. “Nereden çıktı bu COP 31 şimdi?” diye merak ediyorsanız söyleyeyim, 1992 yılında Rio’dan çıktı.
Yine Süleyman Demirel, COP 31’de de Süleyman Demirel imzası
O vakitler, daha Demirel başbakandı. Rahmetli Süleyman Demirel’in son başbakanlık dönemi 1991 seçimleri sonrasındaydı. DYP-SHP koalisyon Hükümeti dönemi…
Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı (UNCED) 1992 yılında Brezilya’nın Rio de Janeiro kentinde toplandı. O günkü adıyla bu Dünya Zirvesi’ne (Earth Summit) Türkiye’den katılan heyete Demirel başkanlık etmişti.
Demirel’in o tarihlerde günün mana ve ehemmiyetine uygun bir biçimde “Kalkınma ile çevre birbirinden ayrılamaz; bu meseleleri birlikte ele almak gerekir” demişliği de var, bakın onu da belirteyim. Zaten Rio’dan çıkan Gündem 21’in (Agenda 21) temel şiarı da buydu. “Küresel Düşün, Yerel Hareket Et” felsefesi o vakitlerden kalma.
İklim değişikliği sürecinin etkileri daha bugünkü kadar somut, gözle görülebilir bir biçimde hissedilmiyordu. Ama sürece müdahale etme amaçlı girişimler ta o zamanlarda başlamıştı. İyi ki. Ben o vakit daha Sermaye Piyasası Kurulu’ndaydım, doğrusu ya, Süleyman Bey’in bu açıklamalarını pek uzaktan dinliyorduk, derdimiz bir başkaydı.
Rio’daki Dünya Zirvesi’nden üç temel sözleşme çıktı aslında, Rio Sözleşmeleri diyelim. Dünya çapında iklim değişikliği meseleleriyle mücadele etmek için üç kritik uluslararası anlaşma.
Birincisi, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi, UNFCC. İkincisi, Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi, CBD. Üçüncüsü ise Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi, UNCCD.
Ama bu yıl bu üç kardeş sözleşme için düzenlenen toplantılar hep bizim coğrafyamızda yer alıyor. UNCCD’ye dayalı Çölleşmeyle Mücadele COP 17 Taraflar Konferansı 17-28 Ağustos tarihleri arasında Ulan Bator, Moğolistan’da toplandı.
CBD kaynaklı Biyoçeşitlilik COP 17 Taraflar Konferansı ise önümüzdeki haftalarda, 19-30 Ekim tarihleri arasında Erivan, Ermenistan’da toplanacak. Sonra sıra Antalya’daki COP31’e gelecek.
UNFCC, ilerleyen yıllarda Kyoto Protokolü ile Paris Anlaşması’na zemin hazırladı. Türkiye tüm bu süreçlerde vardı. İşte COP 31, UNFCC çerçevesinde yürütülen temaslar ve müzakereler neticesinde düzenlenen taraflar konferanslarının otuz birincisi olacak. COP 31 toplantısı 9-20 Kasım tarihleri arasında Antalya’da yapılacak.
Doğrusu ya, toplantıların ve de sözleşmelerin üçünü birden değerlendirmek, insana hem daha daha geniş bir perspektif kazandırıyor hem de daha ne kadar çok işimiz olduğunu görmemizi sağlıyor.
Yeşil dönüşüm daha çok EV ve hatta elektrikli kamyon demektir
COP 31 gündemi dendiğinde benim aklıma hemen elektrifikasyon geliyor. Türk sanayisinin yeşil dönüşümü söz konusu olduğunda da akla ilk elektrifikasyon geliyor. Aynı Sovyet Devrimi sırasında Lenin’in “Sosyalizm elektrifikasyon demektir” şiarı gibi, yeşil dönüşüm söz konusu olduğunda da ilk aklımıza gelen mesele elektrifikasyon.
Şimdilerde üretim sürecinin elektrifikasyonundan birdenbire gündelik yaşamın elektrifikasyonuna geçiverdik. Halbuki üretim sürecinin elektrifikasyonu zaten kocaman bir mesele. Hem üretim sürecinde ısıtma ve soğutmanın elektrifikasyonu hem de iş sürecinin her aşamasında dijitalleşme ve yapay zekâ çözümlerinin gerektireceği elektrifikasyon.







