Türkiye, kasım ayında Antalya’da düzenlenecek COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlanırken, AXA Climate ve AXA Türkiye ekiplerinin hazırladığı AXA Türkiye İklim Raporu 2026, iklim değişikliğinin ülkenin risk haritasını nasıl değiştirebileceğine ilişkin kapsamlı bir görünüm sunuyor. AXA Türkiye CEO’su Yavuz Ölken ve Yekta Kopan anlatımıyla Sigorta Haftası kapsamında lansmanı gerçekleştirilen rapor; 7 küresel iklim modelinin projeksiyonlarına ve yerel verilere dayanıyor ve iklim risklerinin Türkiye’nin farklı bölgelerindeki olası dağılımını ve bu risklerin toplum, ekonomi ile kritik sektörler üzerindeki etkilerini analiz ediyor.
Raporda su kıtlığı, aşırı sıcaklar, orman yangınları, sel ve heyelan önümüzdeki dönemin öne çıkan iklim riskleri arasında yer alıyor. Bu risklerin birbiriyle bağlantılı şekilde ilerlemesi; şehirlerin, tarımsal üretimin, enerji ve ulaşım altyapısının, tedarik zincirlerinin ve yerel ekonomilerin dayanıklılığını daha önemli hâle getiriyor.
Türkiye’nin yaklaşık dörtte üçü yüksek veya çok yüksek su stresiyle karşılaşabilir
Rapora göre 2050’ye kadar yaklaşık 65 milyon kişi, Türkiye’nin yüksek veya çok yüksek düzeyde su stresiyle karşı karşıya kalma riski bulunuyor. Bu sayı, Türkiye’nin mevcut nüfusunun yaklaşık %74’üne, yani dörtte üçüne karşılık geliyor. Aynı zamanda; yükselen sıcaklıklar, değişen yağış düzenleri ve artan su talebinin etkisiyle ülke topraklarının yaklaşık %66’sı önemli düzeyde su kıtlığıyla karşılaşabilir. Su kaynaklarındaki değişim; şehirlerin su ihtiyacından tarımsal üretime, sanayiden enerji üretimine kadar birçok alanı doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle su yönetiminde bugünden atılacak adımlar, gelecekteki iklim risklerine uyum kapasitesinin güçlendirilmesinde önemli bir rol oynuyor.
Artan sıcaklıklar sağlık, enerji ve iş gücü üzerinde baskı oluşturabilir
Ülke genelinde ortalama sıcaklıklar yaklaşık 4°C yükselebilir; Türkiye’nin dörtte biri ise her yıl sıcaklığın 40°C’yi aştığı en az beş gün yaşayabilir. Bu koşullar altında yaklaşık 23 milyon kişinin ısı stresinden etkilenebileceği, bu nüfusun yaklaşık 11 milyonunun ise büyük şehirlerde yaşayacağı öngörülüyor. Aşırı sıcakların etkileri sağlık, enerji ve çalışma hayatında farklı şekillerde ortaya çıkabilir. Artan soğutma ihtiyacı enerji sistemleri üzerinde ek yük oluştururken, açık havada çalışma koşullarının ve verimliliği de sıcaklık artışından etkilenebilir.
Yangın, sel ve heyelan riskleri farklı bölgelerde öne çıkıyor
İklim değişikliğinin etkileri Türkiye’nin farklı bölgelerinde farklı biçimlerde ortaya çıkıyor. Rapor, bazı bölgelerde tek bir tehlikenin öne çıkabileceğine, bazı bölgelerde ise birden fazla iklim riskinin aynı anda yoğunlaşabileceğine işaret ediyor. 2050’ye kadar yaklaşık 10 milyon kişinin yüksek düzeyde orman yangını riskiyle, yaklaşık 14 milyon kişinin ise yüksek veya çok yüksek düzeyde heyelan riskiyle karşılaşabileceği öngörülüyor. Yaklaşık 4,5 milyon kişinin sele yatkın bölgelerde yaşaması mümkünken, Türkiye nüfusunun yaklaşık yarısının daha sık şiddetli yağışlarla karşılaşabileceği değerlendiriliyor.







