
Dünya Kadın Çiftçiler Günü’nde sessiz çığlık devam ediyor.
Kırsal kesimde kadınlar yok sayılıyor.
Kadın çiftçiler toprağı taşıyor, sistem sırtına yine yük yüklüyor.
Tarımın geleceği bu tükenişle nereye?
****Bu günü kutlarken;
Biriken yapısal sorunlar sessiz bir çığlık gibi yükseliyor.
Toprağa can veren, gıdaya hayat katan kırsal kadınlar, her yıl benzer cümlelerle anılıyor.
Yaşam koşulları değişmiyor.
Hak ettikleri değeri göremiyorlar.
Sosyal güvenceden yoksunlar.
Tarımda kadın emeği görünürlükten yine uzak.
Güvencesizlikle kuşatılmış ve ağır şartlar altında istismar edilmeye devam ediliyor.
Kadınlar 12 saat boyunca çalışırken, çocuklar da tarlalarda çalışıyor ve aylarca eğitimden yine mahrum kalıyor.
Sözde koruyucu düzenlemeler, sahada bir karşılık bulmuyor. 2024/5 sayılı Cumhurbaşkanlığı Mevsimlik Tarım İşçileri Genelgesi’nin birçok maddesi yine uygulanmıyor.
Barınma alanlarında suya bidonla ulaşılabiliyorlar.
Kanalizasyon çukurları açıkta ve çöpler ya toplanmıyor ya da yakılarak yok ediliyor.
Bu koşullarda hijyen, sağlık ve insan onuru ikinci plana yine itiliyor.
Kadınların toprağa erişimi, karar alma süreçlerine katılımı, tarımsal makine ve teknoloji kullanımına dâhil edilmesi hâlâ ciddi eşitsizliklerle engelleniyor. Erkek egemen veri toplama sistemleri, kadınların emeğini görünmez kılıyor.
Tarım ve Orman Bakanlığının bu alandaki politikaları uzun süredir yüzeysel kalıyor. Kadınların sosyoekonomik olarak güçlendirilmesi, projelerin sayfalarında kalıyor; gerçek hayatta ise sürdürülebilir bir iyileşme sağlanamıyor.
Tarımın geleceği bu şekilde ne sürdürülebilir ne de adil olabilir.
Kırsal kadınlar sadece tarımsal üretimin değil, aynı zamanda toplumsal direncin de taşıyıcıları olduğu yine unutuluyor.
Bugün de barınma hakkı, temiz suya erişim, çocuklarının eğitimi ve sağlık gibi en temel ihtiyaçlardan mahrum bırakılmaktalar.
Tarımda çalışan kadın ve çocuk emeği, sistematik bir şekilde istismara uğramakta, bu durum da küçük aile çiftçiliğini ve geçimlik tarımı sürdürülemez hale yine getirilmektedir.
Sorumluluk tüm tarım paydaşların ama onlarda sessiz kalmayı tercih ediyorlar. Çiftçi kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, kooperatifler, ihracatçılar, akademisyenler, özel sektör ve kamu kurumları… Ancak en büyük sorumluluk Tarım ve Orman Bakanlığına aittir. Bakanlığın gerekli düzenleme ve denetleme görevini tam olarak yine yapamıyor.






