Kapıdan girdiğimde, Celine Dion ‘My Heart Will Go On‘u söylüyordu. Bütün masalar dolu. Bayram diye mi acaba? Oysa geçen hafta, uzun bir yürüyüş arasında soluklanma birası için uğramıştım, iki-üç masa vardı.

Salonun sonunda bulunan meze dolabının arkasındaki hanımefendi, tek kişi olduğumu, boş masa bulamadığımı söyleyince hemen ilgilendi. ‘Aile Salonu‘ yazan asma katı önerdi ama pek işime gelmedi doğrusu, gözüm esas salonda. Kaprisli müşteri gibi görünmek istemem hani. Havasızlığı bahane ettim. “Tamam abi, gel böyle otur” diyerek girişin hemen sağındaki ilk masada tek başına oturan beyefendinin karşısını gösterdi. “Rahatsız etmeyeyim” diye gevelerken “Yabancı değil” diyerek beni masaya yerleştirdi bile. Beyefendinin de iznini aldım tabii.
Masa komşumun önünde at yarışı kuponları, bir 35’lik, peynir,sövüş tabağı… Altında oturduğum ekranı göremesem de at yarışı yayını olduğu beyefendinin ilgisinden belli.
Fonda şimdi Amerikalı new wave grubu Berlin’in, ilk ‘Top Gun‘ filmi için seslendirdiği ‘Take My Breath Away’ çalıyor. Müzik seçimi, apliklerden süzülen amber rengi loş ışıkla birleşince romantik bir ortam yaratıyor. Öte yandan masalarda oturanlar ben ve hemcinslerim.
35’liği Katie Melua’nın ‘The Closest Thing to Crazy‘sine geçtiğimizde söyledim. Öyle denk geldi.

Tek başına, hem de hiç sektirmeden bütün müşterilere yetişen, müşterilerin Hülya ya da Hülya abla diye hitap ettiği hanımefendi “Abi gel, mezelere de bak” diye dolabın başına davet etti. Küçük meze dolabında hepsi de taze görünen 10-12 çeşit meze var. Tavsiyesi üzerine yarımşar porsiyon yoğurtlu semizotu, patates salatası, zeytinyağlı pırasa söyledim. Tavuk salataya önce burun kıvırdıysam da dolabın önündeki masada oturan beyefendi “Abi al, ben ikinciyi söyledim” deyince “Hormonlu tavuk yiyemem aman” züppeliğini bıraktım.