
Geleneksel bilgiyi koruyan, biyoçeşitliliğin ve ekosistem döngülerinin sürdürülebilirliğinde belirleyici rol oynayan kadın üreticiler, genellikle kaynaklara erişimde eşitsizlik yaşıyor. Toprak mülkiyeti, girdi ve finansmana erişim kısıtlarını mikrofinans modelleri ve bir dizi politika önlemiyle aşmak; tarımsal verimliliği artırma, kırsal kalkınmanın ekonomik omurgasını ve gıda güvencesini güçlendirme potansiyeli taşıyor.
Son birkaç aydır yazılarımda biyoçeşitliliğin genelde dünya üzerindeki yaşam ve özelde sürdürülebilir tarımsal üretim açısından önemini farklı boyutlarıyla anlatmaya çalıştım. Biyoçeşitliliğin korunmasında küçük tarımsal işletmelerin ve bunların yaptığı tarımsal üretimin sürdürülebilirliğinde kadınların rolünü ise 15 Ekim Dünya Kadın Çiftçiler Günü vesilesiyle bu yazıda özetlemeye çalışacağım. Gerek yurt dışında İspanya, Portekiz ve ABD gibi ülkelerde gerekse Çukurova’da geniş arazilerde başarılı üreticilik yapan ve bazılarını yakından tanıdığım kadınlar, yani “hanım ağalar” bu yazının konusu olmamakla beraber burada bir parantez açarak onların da gününü yürekten kutlamak isterim.
Önceki yazılarımda defalarca vurguladığım üzere sürdürülebilir tarımsal üretim, temelde biyolojik çeşitliliğe bağlıdır. Tarım sistemlerinin verimliliği, tozlayıcılar, toprak mikroorganizmaları, zararlıların doğal avcıları, genetik kaynaklar, hayvancılık çeşitliliği ve çok çeşitli ekosistem süreçleri tarafından desteklenmektedir. Dolayısıyla, biyoçeşitlilik tarımsal doğal sermayenin önemli bir bileşenini teşkil etmektedir. Biyolojik çeşitliliğin katkısı, üreticilerin genellikle yerel olarak mevcut biyolojik kaynaklara doğrudan bağımlı olduğu küçük ölçekli ve geçimlik tarım sistemlerinde özellikle önemlidir.

Kadınlar ve biyolojik çeşitlilik arasındaki ilişki önemli
Toplumsal cinsiyet de tarımsal kalkınmanın eşit derecede önemli bir boyutudur. Kadınlar, bitkisel üretim, hayvancılık, tohum seçimi, hasat sonrası işleme, pazarlama ve hane halkı beslenme yönetimi dahil olmak üzere tarım ve gıda sistemlerinin her aşamasına katılmaktadır. Bununla birlikte, tarım istatistikleri genellikle ücretsiz aile içi emek ve geçim amaçlı faaliyetler yerine resmi istihdam, çiftlik mülkiyeti ve pazar odaklı üretime ağırlık verdiği için kadınların rolü ve sağladıkları önemli katkı genellikle gözden kaçmaktadır.
Kadınlar ve biyolojik çeşitlilik arasındaki ilişki özellikle önemlidir. Zira kadınlar genellikle yerel ürün çeşitleri, tohum saklama, şifalı bitkiler, hayvan ırkları ve çevre koşullarına uygun tarım uygulamaları konusunda bilgi sahibidir. Bu tür bilgiler, tarımsal biyolojik çeşitliliğin korunmasına ve tarım sistemlerinin sürdürülebilir olmasına katkıda bulunur. Buna karşın, kredi ve benzeri üretim kaynaklarına erişim güçlükleri, kadınların biyolojik çeşitliliği etkin bir şekilde kullanma yeteneğini sınırlayabilir. “Macahel Nasıl Kurtulur” başlıklı yazıda anlattığım örnekteki gibi mikro kredi sistemleri bu engeli aşmada büyük katkılar sağlayabilir.
Tarla işlerinin çok ötesinde
Kadınlar, küresel tarımsal ve gıda üretim işgücünün önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. FAO’nun tahminlerine göre, 2023 yılı itibariyle dünya genelinde yaklaşık 1,4 milyar kişi tarım ve gıda üretiminde çalışıyordu ve bunların yaklaşık 584 milyonu kadındı. Dolayısıyla tarım ve gıda üretim faaliyetler, özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde kadınlar için önemli bir istihdam ve gelir kaynağı oluşturmaktadır.
Kadınların tarımsal faaliyetleri, tarla işlerinin çok ötesine uzanmaktadır. Üretim sistemine bağlı olarak kadınlar, ekim-dikim, ot çapalama, hasat, hayvancılık, sağım, kümes hayvancılığı, tohum seçimi, gıda işleme, depolama ve pazarlama gibi farklı işleri kesintisiz yerine getirirler. Birçok kırsal hanede bu faaliyetler erkek işlerini destekleyici veya tamamlayıcı nitelikte görünse de erkeklerin farklı sektörlerde iş bularak şehirlerde istihdam edildiği Türkiye gibi ülkelerde veya yörelerde, bu tip tarımsal üretimin tamamen kadınlar tarafından üstlenildiği görülmektedir. Dolayısıyla, kadın emeğinin ekonomik önemi, tarımsal mülkiyet veya ücretli istihdam gibi geleneksel ölçütlerin gösterdiğinden daha büyüktür. Kadınların rolü, hane halkının gıda güvencesi açısından da önemlidir. Kadınların kontrolündeki gelir ve kaynaklar, gıda, çocukların eğitimi, beslenme ve diğer insan sermayesi unsurlarına yönelik hane halkı harcamalarını doğrudan etkilemektedir. Bu sebeple, kadınların üretkenliğinin artırılması, tarımsal üretimin ötesinde farklı sosyal faydalar sağlayabilecek boyuttadır.
Kaynaklara erişimde eşitsizlik var
Bu önemlerine rağmen, kadın üreticiler genellikle erkeklere kıyasla üretim kaynaklarına daha az erişime sahiptir. Bu eşitsizlikler arasında toprağa, krediye, ıslah edilmiş tohumlara, gübrelere, sulamaya, makinelere, tarımsal danışmanlık hizmetlerine, dijital teknolojilere ve pazarlara erişim yer almaktadır. FAO’nun “Tarımsal Gıda Sistemlerinde Kadınların Durumu” başlıklı raporunda, benzer büyüklükteki çiftliklerde kadın üreticilerin toprak işleme verimliliğinin erkeklere kıyasla yaklaşık yüzde 24 daha düşük olduğu tahmin edilmektedir. Burada dikkatinizi çekmek istediğim husus, bu farkın kadınlar ve erkekler arasında doğuştan gelen bir verimlilik farkının kanıtı olarak yorumlanmaması gerektiğidir. Aksine, bu durum üretim kaynaklarına ve fırsatlara erişimdeki eşitsizlikleri yansıtmaktadır.
Örneğin, kadınlar, teminat olarak kullanılabilecek resmi arazi tapularına sahip olmadıkları için tarımsal kredi alma imkânları daha sınırlı olabilir. Ayrıca, tarımsal danışmanlık hizmetlerine veya gelişmiş teknolojilere erişimleri de daha kısıtlı kalabilir. Bazı tarım sistemlerinde ise toplumsal normlar ve hane halkı sorumlulukları, kadınların pazarlama faaliyetlerine katılma veya emek tasarrufu sağlayan teknolojileri benimseme imkânlarını daha da daraltmaktadır. FAO tahminlerine göre bu kısıtlamaların ekonomik önemi oldukça büyüktür. Aynı çalışmalar, tarımsal verimlilik ve ücretlerdeki cinsiyet uçurumlarının kapatılmasıyla, küresel gayri safi yurtiçi hasılanın yaklaşık 1 trilyon ABD doları artırabileceğini ve gıda arzına erişim zorluğu yaşayan insan sayısını yaklaşık 45 milyon azaltılabileceğini göstermektedir. Bu tahminler, tarımda cinsiyet eşitliğinin sadece bir sosyal adalet meselesi olmakla kalmayıp aynı zamanda çok önemli bir ekonomik verimlilik potansiyeli taşıdığını da göstermektedir.
Mikro krediler kadın girişimcilere katkı sağladı Aslında kadınların yeterince desteklenip teşvik edildiklerinde biyolojik çeşitliliğin korunması ve kırsal kalkınmada üstlenebildikleri öncü rolleri tarlasera’nın Ekim 2017 tarihli sayısında detaylı bir şekilde anlatmıştım. Hatırlayalım: “Rahmetli Nihat Gökyiğit’in cömert katkılarıyla oluşturulan Artvin Mikro-Finans Şubesi’nde mikro-finanstan yararlanan Artvinli kadın girişimcilerin bir kısmı ile Çoruh Üniversitesi’ne yine Sayın Nihat Bey tarafından armağan edilen Kongre Merkezi’nde tanıştık. Geçtiğimiz 7 sene içerisinde binden fazla dar gelirli yöre kadını bu imkândan yararlanarak tarım ve hayvancılığın yanı sıra, diğer sektörlerde de üretici olmanın yanında başarılı birer girişimci olmanın gururuna kavuşmuşlar. Bu sayının katlanarak artması yöre kalkınması için büyük önem taşıyor. Dünyada da özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki akut yoksulluğun kısmen de olsa ortadan kaldırılmasında mikro-kredi uygulamalarının ‘2030 Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine’ ulaşmada büyük katkı sağlayacağı düşünülüyor.”
Nitekim Uluslararası Biyoçeşitliliğin Korunması Antlaşması’nın iki yılda bir yapılan toplantılarının hepsinde biyoçeşitliliğin korunması bağlamında kadınlar tarafından yürütülen kırsal kalkınma projelerinden başarılı örnekler tüm dünyaya duyuruluyor. Tabii burada yine Nihat Gökyiğit’e ilham veren 2006 Nobel Barış ödülü sahibi Muhammed Yunus’tan da kısaca bahsetmekte yarar var. Bangladeşli bir ekonomist olan Muhammed Yunus, geleneksel bankacılık hizmetlerine ve teminat imkânlarına genellikle erişimi olmayan düşük gelirli kişilere küçük krediler sağlayan Grameen Bankası’nı kurarak modern mikrofinans sisteminin öncülüğünü yapmıştır. Onun yaklaşımı, milyonlarca insana, özellikle de kırsal topluluklarda yaşayan kadınlara, küçük işletmelerini finanse etmeleri, üretken faaliyetlere yatırım yapmaları ve ekonomik bağımsızlıklarını artırmaları için yardımcı olmuştur. Nitekim Nobel ödülünün verildiği 2006 yılı itibariyle kredi kullanan 7 milyon kişinin yüzde 95’ini kadınlar oluşturmaktaydı.

Döngüyü kıracak bir çözüm bulmak gerek
Bu sistem sadaka siyasetinin belkemiğini oluşturan karşılıksız devlet yardımlarından ziyade küçük krediler vererek destek sağlar. Örneğin bir kadın ya da düşük gelirli bir kırsal girişimci, genellikle geleneksel bir teminat göstermeksizin nispeten küçük bir kredi alır. Kredi alan kişi, bu parayı tohum, hayvan, alet, hammadde veya ekipman satın almak ya da küçük bir işletme kurmak için kullanır. İşletme gelir elde eder, borçlu da bu gelirden işletme masraflarını karşılar ve krediyi geri öder. Kalan kâr ise hane halkının geçimini sağlayabilir veya yeni yatırımlara kaynak oluşturabilir. Buradaki temel fikir, yoksulluğun yalnızca kişinin beceri eksikliği veya çalışma isteksizliğinden değil, gelir elde etmek için gerekli sermayeye erişim imkânı bulamamasından kaynaklanan bir hâl olabileceğinden hareketle bu kısır döngüyü kıracak bir çözüm bulmaktır.
Dolayısı ile kadınlar ve biyolojik çeşitlilik arasındaki ilişki, kırsal ekonomilerin fayda sağlayabileceği çeşitli yollar yaratmaktadır. Öncelikle, üretim kaynaklarına erişimin iyileştirilmesi, kadınların tarımsal verimliliğini ve çiftlik gelirlerini artırabilecek imkanları sağlar. Böylelikle artan tarımsal gelir, mal ve hizmetlere yönelik yerel talebi canlandırarak kırsal ekonomiler genelinde çarpan etkileri yaratabilir. Bu şekilde kadınların işleme ve pazarlama faaliyetlerine katılımı sayesinde tarım ürünlerinden elde edilen katma değer de yükselmiş olacaktır. Mikro kredi sistemi gibi alınacak bir dizi politika önlemi, toplumsal cinsiyet eşitliğini, biyolojik çeşitliliğin korunmasını ve tarımsal verimliliği aynı anda iyileştirmeye katkıda bulunacaktır. Öncelikle, kadınların toprağa ve doğal kaynaklara güvenli ve eşit erişimi sağlanmalıdır. Güvenli mülkiyet hakkı, toprak koruma, tarımsal ormancılık ve diğer sürdürülebilir uygulamalara yönelik uzun vadeli devlet politikaları kadın girişimcileri teşvik edecektir. İkinci olarak, tarımsal danışmanlık programları kadınları öncelikle kapsayıcı nitelikte olmalıdır. Danışmanlık hizmetleri sayesinde, geliştirilmiş tohumlar, entegre zararlı yönetimi, toprak koruma, iklime uyum ve biyolojik çeşitliliğe duyarlı üretim gibi konularında kadınların bilgiye erişimi mutlaka artırılmalıdır. Yukarıda bahsettiğim mikro kredi ya da finans sisteminin ülke çapında yaygınlaştırılmasıyla kadınların kredi ve finansal hizmetlere daha fazla ve kolay erişimi sağlanmalıdır. Dördüncüsü, tarımsal araştırmalar kadınların bilgisini dikkate almalı ve çiftçilerin yerel çeşitler ve biyolojik çeşitlilik konusundaki bilgilerini ıslah ve koruma programlarına dahil etmelidir.
Potansiyel yeterince ortaya konulamıyor
Toparlayacak olursak, cinsiyet, biyolojik çeşitlilik ve tarımsal verimlilik sürdürülebilir kırsal kalkınmanın birbiriyle bağlantılı boyutlarıdır. Kadınlar, tarımsal üretime ve tarımsal gıda sistemlerine önemli katkılarda bulunmakla birlikte, toprağa, finansmana, teknolojiye, girdilere ve pazarlara erişim kısıtları nedeniyle gerçek ekonomik potansiyellerini yeterince ortaya koyamamaktadırlar. Yine FAO tahminlerine göre tarım sektöründe kadınların güçlendirilmesiyle küresel GSYİH’da gerçekleşebilecek 1 trilyon ABD doları tutarındaki artış, bu potansiyel ekonomik fırsatın boyutunu ortaya koymaktadır.
“Macahel nasıl kurtulur?” başlıklı yazımdan sonra neredeyse on yıl geçmiş ama yörede daha fazla tahribattan öte olumlu en ufak bir gelişme olmamış. Dolayısı ile bu yazıyı da aynı cümleyi tekrar ederek “Muhafazakâr entelijansiyanın önde gelenlerinden Mehmet Şevket Eygi’nin ‘Dinleri para, kıbleleri karı olmuş’ diye tanımladığı zümrenin, zümrüt yeşili ormanların bağrında barındırdığı biyoçeşitliliği ve bununla birlikte gelişmiş kültür zenginliğini koruyup kollamalarını beklemek nafile…” tamamlamam herhalde yanlış olmayacaktır. Aslında küçük ölçekli üreticilik bağlamında kadına özel vurgu yapılması erkeğin durumunun daha parlak olduğunu da göstermiyor. Bir omuz verilecekse küçük ölçekli üreticiye, kadınına da erkeğine de vermek gerek. Kadına pozitif ayırımcılık yapılması ihtiyacının ortadan kalktığı, insana sadece insan olduğu için değer verildiği bir dünya acaba mümkün olacak mı bir gün?






