PAYLAŞ

Mustafa Kaymakçı

 

“Tarım ve Gıda Egemenliği İçin Çıkış Yolu” adlı yazılarımda sırasıyla  “Tarımda  Aile İşgücü Temelinde Köylü İşletmeleri Desteklenmeli”, “Tarımda Kooperatifleşme Sağlanmalı”,“Tarımsal Kitler Yeniden Açılmalı”,“Toprak Reformu Yapılmalı”,“Tarımsal ARGE ve Eğitim Yeniden Düzenlenmeli”,“Gıda Egemenliğinin Korunması İçin Uluslararası Finansal Örgütlere Karşı Tavır Geliştirmeli”ve “Dış Ticarette Gümrük Fonları Tarımsal İç Pazarı Koruyacak Şeklinde Düzenlenmeli” gibi önermelerde bulunmuştum.

Bu yazımda “ Tarım ve Gıda Egemenliği İçin Çıkış Yolu-Yeniden Cumhuriyet’in Kuruluş İdeolojisi İle Olası”noktasında  genel bir değerlendirme yapmak dileğindeyim.

Ekonominin Diğer Dallarında Olduğu Üzere Tarımsal Üretimde de İki Seçenek Var

Birinci seçenek:

Ara malı ve hammadde ithalatına dayalı ekonomi politika bağlamında dışa bağımlı tarım modelini sürdürmektir. Uygulanmakta olan budur ve merkez ülkelerin izin ve uygun gördüğü ölçüde tarımsal üretim olacaktır.

Bu ekonomik modelin sonucunda son 14 yılda tarımsal ithalata ödenen kaynak; tahılda 18 milyar dolar, pamukta 17 milyar dolar, yağlı tohum ve türevlerinde 37 milyar dolar ve bakliyatta3,5 milyar doları geçmiş bulunuyor. İthalat yapılan ülke sayısının ise 126 dolayında olduğu bildiriliyor.

Türkiye’de de ortaya çıkan bu sonuç, aslında eko-emperyalizmin bir yansıması. Gazeteci ve araştırıcı Soner Yalçın bunu şöyle ifade ediyor:

Tekelleşerek, dünya gıda zincirini ele geçirerek ülkeleri boğazından kendine bağlamak! Gerektiğinde hemen gıdayla bağlamak!”

Aslında bu yaklaşım daha önce de, 10 Aralık 1974 tarihinde ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger tarafından hazırlanan “Ulusal Güvenlik Araştırma Raporu 200: Dünya Nüfus Artışının A.B.D.’nin Güvenliği ve Denizaşırı Çıkarlarına Etkisi” başlıklı raporda da;
Eğer petrolü kontrol ederseniz ülkeyi kontrol edersiniz, eğer gıdayı kontrol ederseniz nüfusu kontrol edersiniz” şeklinde de ifade edilmişti.

Getirilen olumsuz noktayı, son dönemlerde TÜSİAD bile itiraf etmiş bulunmakta.

Buradan neo-liberal politikaların değiştirilemeyeceğini dile getirenlerin, sureti haktan gözüken kimi akademisyenler ile sosyal demokrat siyasi yaklaşımların da dersler çıkarması gereği var.

İkinci seçenek:

İthal ikameci ve daha eşitlikçi ekonomi politika ve bu modelle bağlantılı Tarım Politikaları üretmekten geçmekte.

Model, aynı zamanda insan-doğa eksenli çevreyi koruyan, sağlıklı gıdayı doğal kaynaklarından sağlayan ve kendisiyle barışık bir Planlı Kalkınma Modeli olmalı.

Bu bağlamda temel konulardan birisi ,devletin üreten büyük çoğunluk için ekonomiye yeniden kitleri kurarak müdahalesidir.

Bir başka deyişle, temel seçenek bağımsızlığa yönelerek kapitalist merkezlerin, daha açık deyişle emperyalistlerin onayını almadan, kendi gücüne dayanan bu kalkınma eylemini gerçekleştirmektir.

Neo-liberal sistemin değiştirilemez yaklaşımını değiştirmek olasıdır. Çözümün kendimizden geçtiğine inandığımız ve örgütlendiğimiz ölçüde buna olanak vardır.

Önümüzdeki en canlı örnek ise, Mustafa Kemal Atatürk öncülüğünde gerçekleştirdiğimiz “Cumhuriyet”tir.

Cumhuriyetçi eylemin iki önemli dayanağı yeniden oluşturulmalıdır.

Bunlardan birincisi, ulusal politikaların üretilmesidir. Ulusal politikalar, bütün ulusal sınıf ve katmanların birlikte oluşturacağı oydaşma (konsensüs) ile sağlanabilecektir.

İkincisi ise, oluşturulacak bu politikaların yaşama geçirilmesidir.

Bu da ancak planlı ve devletçilik yanı ağır basan karma ekonomik model ile gerçekleşebilir.

Tarım kesiminde de üreticilerin örgütlenmesi ile yaratılacak güç, ulusal programın temel güçlerinden birisi olacaktır.