PAYLAŞ
Şevket Özügergin

Bir gerçeği kabul etmemiz gerekir. Geçen hafta açıklanan Ekonomik Paket hem içeride hem de dışarıda beklenen olumlu etkiyi gösteremedi. Oysa IMF toplantılarından önce açıklanmış ve dünyanın en önemli yatırımcılarının bulunduğu bir ortamda Türkiye’nin güvenli ve istikrarlı bir ülke olduğu izlenimini vermek amaçlanmıştı. Dünya ekonomisinin durgunluk içinde olduğu bir dönemde, yeni paket, yabancı yatırımcıları ülkemize çekmek  için önemli bir fırsattı. Ama beklenen olmadı. Paketin uygulamasının nasıl olacağı, hukuk reformunun nasıl ve ne ölçüde gerçekleştirileceği tartışılırken, İstanbul seçimlerinde yaşanan gelişmeler belirsizliği daha da arttırdı. Dünyanın neresinde olursa olsun, siyasetin ekonominin önüne geçtiği hallerde ekonomilerin zarar göreceği bilinen bir gerçektir. Nitekim, paketin açılmasıyla gerileyen döviz değerleri, kısa bir sürede yükselmeye başladı. Yükselme eğilimi de , bu şartların devamı halinde sürecek gibi görünmektedir.

Bir gerçeği daha kabul etmemiz gerekmektedir. Türk ekonomisi makul  ve sürdürülebilir bir oranda büyümek zorundadır. Aksi halde  piyasalarda durgunluk ve işsizlikte artış devam edecektir. Bu yılın Ocak ayında işsiz sayısı geçen yılın aynı dönemine göre 1 milyon 259 bin kişi artarak 4 milyon 668 bin kişi olmuştur. İşsizlik oranı %14,7 dir. Genç nüfusta bu oran (15-24 yaş arası) % 26,7 ye yükselmiştir. Büyüme oranının çok düşük olması, sanayi sektöründe gerileme ve iç piyasadaki talep düşüklüğü, önümüzdeki dönemde işsizliğin azalacağı yönünde bir umut vermemektedir.

IMF toplantısında, Türkiye için büyüme oranı , bu yıl da eksi %2 ve gelecek yıl için artı %2 olarak verilmiştir. Üstelik enflasyon oranının da % 15 in altına inmeyeceği tahmin edilmiştir. Bu tahminler uluslararası  ve derecelendirme kuruluşlarınca yapılmaktadır. Nitekim, yerel seçimlerden sonra Türk ekonomisi için tahminlerde bulunan derecelendirme kuruluşu Moody’s,Türkiye’nin döviz rezervlerindeki erimenin kredi notu açısından negatif olduğunu ve  dış kırılganlığı arttırdığını açıklamıştır.

Türkiye, elbette bu kuruluşların tahminlerini kabul etmek durumunda değildir. Bu kuruluşların yaptığı tahminler yanıltıcı da olabilir. Ancak, yabancı yatırımcılar ve finans çevreleri, Türkiye ile ilgili kararlarını verirken bu tahminleri dikkate almaktadır. Dolayısıyla bu kuruluşlarla yakın ilişki kurulması ve gerçek verilerin kendilerine verilmesi daha doğru olabilir.

Türkiye’nin ekonomik büyümesi için dış kaynaklara ihtiyaç duyduğu açıktır. İç tasarruflar, yatırımları finanse etmeye yeterli değildir. Dolayısıyla Türkiye, doğrudan yabancı yatırımcılar için uygun bir ortam hazırlamak durumundadır. İçeride enflasyonu geriletici, kurlardaki oynaklığı giderici, güven ve istikrar sağlayıcı radikal nitelikte yapısal reformlara ihtiyaç vardır.

Değişen dünyada dış ekonomik ilişkilerle dış politikanın birlikte hareket ettiklerini kabul etmek gereklidir. Bu itibarla her ülkenin dış politikasını bu gerçek üzerine kurması önemlidir. Türkiye için de özellikle ABD ve AB ile ilişkilerin karşılıklı ve dostane  bir düzeye getirilmesi  ve sürdürülmesi kaçınılmaz olmaktadır. Bu çerçevede, ihracatımızın yarısını yaptığımız, en fazla doğrudan yabancı yatırım ve kredi  sağladığımız AB ile ilişkilerimiz öncelikli bir düzeye getirilmelidir.