PAYLAŞ

Şevket Özügergin

 

Temmuz ayından başlayarak ekonomide çok yoğun bir dönem geçirdik. Kurların değeri aşırı bir biçimde yükseldi. Enflasyon arttı. Borsa gerilemeye başladı. Öngörülebilirlik asgari düzeye indi. Güven endeksi azaldı. Uluslararası ilişkilerde gerginlikler sürdü. Petrol fiyatları yükseldi. ABD’de ekonomik verilerin olumluya dönmesi ile birlikte finansal piyasalardaki büyük fonlar ABD’ye dönmeye başladı. FED faiz artırımına başlayınca ve Avrupa Merkez Bankası parasal genişlemeye son vermeye karar verince, gelişmekte olan ülkelerin dış kaynak bulması zorlaştı.

Türkiye bu dönemde, uygulaması ve etkileri halen de devam eden çeşitli önlemler alarak olumsuzlukların verdiği hasarı asgariye indirmeye çalıştı. Vergi indirimlerine gidildi. Merkez Bankası piyasaların bile beklemediği ölçüde faiz artırımına gitti. Yeni ekonomik programlar açıklandı. İhalesi yapılmış olsa da henüz başlanmamış olan kamu yatırımlarını ertelendi. Tasarruf önlemleri alındı. Rahip Brunson’un serbest bırakılması ile birlikte ABD ile ilişkiler biraz düzeldi. AB ile temaslar sıklaştırıldı. Ülkenin sunduğu yatırım imkanlarının tanıtımına ağırlık verildi. Çeşitli kampanyalar düzenlenerek enflasyonun aşağı çekilmesine çalışıldı.  Kredilerin yeniden yapılandırılması için düzenlemeler  getirildi. Dövize endeksli sözleşmelerin Türk Lirasına çevrilmesi esası getirildi. Ve son olarak bazı sektörlere ÖTV ve KDV indirimleri getirilerek, fiyatların gerilemesi ve dolayısıyla enflasyonun azaltılması hedeflendi.

Peki, bu çabaların sonuçlarlı ne oldu?

Yüzde yedileri aşmış olan dolar değeri  5-5,50 arasında seyretmeye başladı. Borsa yeniden yükselmeye başladı. Hazine gösterge faizleri gerilemeye başladı. Kredi faizleri % 40 ‘lardan,%30 ‘lara kadar indi. Aynı eğilim mevduat faizlerinde de görüldü.

Uluslararası piyasalar ve ilişkilerde de lehte bazı gelişmeler gözlemlendi.

Petrol fiyatlarındaki yükselişler durdu. ABD’nin İran’a uygulamaya başladığı ambargoda, Türkiye dahil 8 ülkeye geçici muafiyet sağlandı. Bu karar çok önemliydi çünkü ülkemiz petrol ihtiyacının % 40’tan fazlasını bu ülkeden ithal ediyordu. (Geçici dönemden sonra Türkiye’ye karşı tutumun ne olacağı belli değildir.)

Peki bütün bu önlemler ve gelişmeler ülkemizin ekonomik sorunlarını çözmeye yetti mi? Elbette hayır.

Piyasalar alınan önlemlerin geçici olduklarına inanmaktadır. Kalıcı ve yapısal önlemlerin alınmadığı görüşündedir. Ekonominin kırılganlığını sürdürdüğü ve küçük değişikliklerden bile etkilenecek kadar hassas dengeler  içinde olduğunu ifade etmektedir.

Bu kapsamda tartışılmaya değer  bazı sektörler  üzerinde durabiliriz.

Türkiye’ye yabancı sermeye girişleri azalmaktadır. Hukuk sistemindeki değişiklik istekleri dahil siyasi ve ekonomik istikrar ile güvenlik sağlanmadıkça  bu tutum devam edeceğe benzemektedir.  Zaten daha önce söylediğimiz gibi dış finans piyasalarında para arzı düşmektedir. Türkiye büyümesinin finansmanını dış kaynaklara bağlamış ülkelerden biridir. İhracatın ithalatı karşılama oranı Ekim ayı itibariyle % 96,7 ye kadar çıkmıştır ama bu ithalattaki aşırı gerilemenin bir sonucudur. İthalatın sürekli bir biçimde gerilemesi, büyüme oranlarını da aşağıya çekecektir ki bunun sonu işsizliğin artışıdır. Çünkü hem tüketimde ve hem üretim ve ihracatta ithalatın önemli bir ağırlığı bulunmaktadır.

Alınan bütün önlemlere rağmen enflasyon yükselmeye devam etmektedir. Ekim ayı itibariyle yıllık enflasyon TÜFE de %25,24, ÜFE de %45,1 olarak gerçekleşti. ÜFE de çok küçük bir miktarda azalma görülmekle birlikte rakam yine de çok büyüktür ve eninde sonunda tüketici fiyatlarına yansıyacaktır. Üstelik  sektörel  bazda ve kısa süreli nitelikte yapılan vergi indirimlerinin mali disiplini bozacağı, sıkı para politikası uygulamasına ters düşeceği ve bütçe açıklarını teşvik  edeceği görüşü yaygındır. Böyle bir durumun gerçekleşmesi halinde ve yerel seçimler dolayısıyla iç talebi canlandıracak yeni teşviklerin gündeme gelmesi halinde ekonomik dengelerin bozulacağı açıktır.

Bu durumda ekonomide kalıcı bir istikrarın ve güvenin sağlanması esas olmaktadır.