PAYLAŞ
Şevket Özügergin

Türk ekonomisinin en zayıf noktalarından biri döviz açığıdır. Ekonomik büyümesi, yatırım ve üretimin arttırılması ile istihdam yaratılması için dış kaynaklara ihtiyaç duymaktadır. Bir başka ifade ile dış ekonomik ilişkilerinden sağladığı döviz gelirleri, döviz giderlerini karşılamamaktadır. Cari denge sağlanamamakta sürekli cari açık verilmektedir.  Bir ülkenin ödemeler dengesi hesapları içinde yer alan mal ve hizmet ticareti ile görünmeyen kalemler (emek gelirleri, turizm, müteahhitlik hizmetleri, nakliye gelirleri vb.) hesaplarının toplamı cari dengeyi vermektedir. İşte Türkiye, bu hesaplar içindeki faaliyetlerinden elde ettiği gelirlerden daha fazlasını harcamaktadır. Cari dengenin içindeki en önemli kalem dış ticarettir. Ülkemiz, ihracatından çok daha fazla ithalat yapmakta ve dolayısıyla dış ticaret açığı vermektedir. Bir bakıma dış ticaret açığı, cari açığın temelini oluşturmaktadır.

Cari açıkla ilgili olarak son açıklanan rakamlar Mart ayı ile ilgilidir. Buna göre, söz konusu ay içinde cari açık, 1 milyar dolar civarında beklenirken, 589 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir. Bu rakam bir önceki yılın cari açığından 4,1 milyar daha azdır. 12 aylık cari açık ise 12,8 milyar dolarda kalmıştır.

Sadece rakamlara bakıldığında cari açığın azalması memnuniyet vericidir. Ülkenin daha az dış kaynağa ihtiyacı olacağı anlamına gelmektedir. Ekonomi yönetimi de bu duruma vurgu yapmakta ve önümüzdeki aylarda cari açığın sıfırlanabileceğini açıklamaktadır.

Ancak önemli bir nokta, açığın azalmasının nedenleridir. Bu çerçevede İki ana sebebin öne sürülmesi mümkündür.  Bunlardan birincisi ekonomik büyüme hızının çok düşük olmasıdır. Geçen yılın son çeyreğinde ekonomi %3 oranında daralmıştır.  Bu yılın ilk çeyreğinde de daralmanın devam edeceği görüşü yaygındır.  Ekonomide büyümenin düşüklüğü ,  ithalatı önemli ölçüde azaltmıştır. İhracatta görülen nisbi artış sayesinde dış ticaret açığı neredeyse kapanmış, ihracatın ithalatı karşılama oranı % 90’ ların üzerine çıkmıştır. Bunun üstüne turizm gelirlerindeki iyileşme de eklenince cari açık gerilemiştir. Ancak bu duruma gelinmesinde, ihracatın artması değil daha çok ithalatın azalması rol oynamıştır. İthalatın azalması ise sanayide ve diğer ana sektörlerde üretimin gerilemesine sebep olmuştur. Ekonomik faaliyetler daralmıştır. Ortaya çıkan sonuç istihdam hacminin daralması ve işsizliğin artmasıdır. Özellikle genç işsizlerin sayısındaki artış öne çıkmaktadır. Bir bakıma, ekonomik büyüme oranı ile işsizlik oranını arasında bir tercih ortaya çıkmıştır.

Cari açığın azalmasındaki ikinci ana sebep, Türk Lirasındaki değer kaybı ve kur oynaklığı yüzünden ithalatın pahalı hale gelmesi  ve belirsizlik ortamıdır. Belirsizlik, iç talebi de olumsuz yönde etkilemiş, talep düşüşü yatırımları ve ithalatı sınırlamıştır. Kurlar, S-400 lerin alımı, ABD-Çin ticaret savaşları, İran’a uygulanan ambargo, Merkez Bankası’nın rezerv tartışmaları, petrol fiyatlarındaki gelişmeler, küresel boyuttaki ekonomik durgunluk, seçim atmosferinin sürmesi, hukuk ve eğitim dahil evrensel değerleri taşıyan yapısal reformların gecikmesi, dış politikada görülen tıkanıklıklar gibi nedenlerle artmakta ve oynaklık göstermektedir. Merkez Bankası’nın TL likiditesini sıkıştırma ve zorunlu karşılıklarda yaptığı değişikliklerle piyasaya döviz likiditesi bırakması, kurların gerilemesinde etkili olmuş ancak bu etki geçici nitelikte kalmıştır. Asıl olan dış politikada gerginliklerin sonlandırılması ve yapısal reformların tamamlanmasıdır.

Ekonomi literatüründe, finanse edilebilen cari açık, açık değildir gibi bir deyim vardır. Doğrudur ama hangi yolla finanse edildiği daha doğrudur. İhracat, turizm, doğrudan yabancı yatırımlar gibi enstrümanlarla finanse  edilmesi iyidir ama sürekli şekilde dış borçla karşılanmasının sorun yaratacağı açıktır. Bir doğru daha vardır. O da alınan dış borçların nerelere harcandığıdır. Reel sektöre ve bu sektöre katkı yapacak alanlara ağırlık vermeyen harcamaların, dış borç yükünü arttırmaktan başka bir şeye yaramayacağı açıktır.