PAYLAŞ

Endüstriyel tarım savunucularının en temel iddiası organik tarımın verimsiz olması ve Türkiye nüfusunu besleyemeyeceğidir. Akademisyen / Endüstri Mühendisi Yonca Demir, meslektaşı Bulut Aslan ile gerçekleştirdiği araştırmayla bu iddiayı çürütüyor: Organik tarım Türkiye’yi doyurur, hem de mevcut tarım alanlarının tamamına gerek olmaksızın. Peki nasıl? Yonca Demir ile organik tarıma dair araştırmasını ve sonuçlarını konuştuk…

Röportaj: Kaan Kösemehmet (Buğday Gönüllü İletişim Ekibi)

Sizi biraz tanıyabilir miyiz?

Yonca Demir: 1968’de İstanbul’da doğdum. İki çocuğum var, biri 16 diğeri 20 yaşında. Boğaziçi Üniversite’sinde endüstri mühendisliği ve matematik eğitimi aldım. Sonra Amerika’da endüstri mühendisliği doktorası yaptım. O sırada matematiksel modelleme üzerine çalıştım. Amerika’da New York eyaletinde küçük bir şehirde bulunan General Electric şirketinin Araştırma ve Geliştirme Merkezi’nde iki sene endüstri mühendisi olarak görev aldım. Matematiksel modelleme işleri yaptım. O yıllarda yavaş yavaş organik ürünleri raflarda görmeye başlamıştım. Coop denen sağlıklı ürünlerin satıldığı, kendi kaplarınızı getirip ambalaj kullanmadan alışveriş yapabileceğiniz dükkanlar vardı, bunların ne kadar bir tüketici kooperatifi doğası vardı, onu bilmiyorum. Farmer’s Market dedikleri “çiftçi pazarları” bulunuyordu, oralardan alışveriş yapmaya çalışıyordum. Amerika’da ‘topluluk destekli tarım’ yapıldığını gördüm. Ürünler geliyordu ve halkın topluca kullanabildiği kilise veya okul bahçesi gibi ortak bir mekanda insanlar, mesela perşembe akşamları, toplanıp aldıkları ürünleri kutuluyor, dağıtıyorlardı. Böyle bir ortam oluşmuştu. Her hafta farklı kişiler kutulama ve dağıtım işini yapıyordu. Öyle bir rotasyon vardı. Bunlar 1997-1998 yıllarında tanık olduğum etkinliklerdi. Sonra benim ilk bebeğim doğdu ve 2000 yılının başında Türkiye’ye döndük.

Yonca Demir

Amerika’da ne kadar kaldınız?

Yonca Demir: Toplam 8 yıl kaldım. 5 – 5,5 senesi doktora ile geçti, son iki senesi de çalışma ile geçti. Türkiye’ye döndüm. Buğday Derneği’nden haberdar olmuştum. Çalışmalarını takip ediyordum. Özellikle dergiyi satır satır okuyordum. Sonra da derneğin üyesi oldum. O arada da Bilgi Üniversitesi’nde işletme bölümünde çalışmaya başladım. Bana uygun bazı dersler vardı. Bunların birinde matematiksel modelleme anlatıyordum. Bu derslerde amaç fonksiyonumuz, benim öğrenciliğimden bu yana, klasik olarak kar maksimizasyonu veya maliyet minimizasyonu oluyordu. Bunları yaparken kafamda hep “Bizim başka bir amacımız yok mu? Daha insani bir amacı sayısallaştıramaz mıyız?” diye düşünüyordum. Bir yandan da “organik tarım Türkiye’yi besler mi?” gibi sorularım vardı. Organik tarım üzerine bir miktar okuma yapmıştım. Bu süreçte organik pazarlar açıldı, kanun çıktı ve Buğday, dernek olarak bu işlerde hep aktif rol aldı.

Buğday’da hangi alanda çalıştınız?

Yonca Demir: Buğday’da yönetim kurulunda üyelik yaptım. Muhasebe tarafına bakmaya çalıştım. Toplandığımız, konuları tartıştığımız ortamlar vardı. Hafta sonları üyelerden bir kişinin evine gidip kahvaltılar ediyor, gelenlerle konuşuyor, fikir alış verişinde bulunuyorduk. Bu süreç 2004-2006 yıllarıydı. O yıllarda Buğday, bir kutu, bir de topluluk destekli tarım projesi yürüttü. Bunların hep takipçisi, tüketicisi oldum, az biraz da çevremde tanıttım.