PAYLAŞ

Mine Pakkenar

Gönül isterdi ki Dünya Çiftçiler Günü şikâyetlerin dile getirildiği bir gün olmaktan çıksın ve kutlanacak bir bayram gününe dönüşsün. Ancak ne yazık ki içinde bulunduğumuz durum bırakın bayram gününe yaklaşmayı, şikâyetlerin katlanarak büyüdüğü, sorunların her geçen gün daha da derinleştiği, çözümlerin de bir o kadar zorlaştığı bir yapıya doğru gitmektedir.  Sorunların çözümü başta üretim yapabilmekten ve üretimi sürdürülebilir kılmaktan geçmektedir, ancak tarım sektörünün temel direği olan çiftçilerin üretimden her geçen gün uzaklaştıkları ve üretemez hale geldikleri de bir gerçektir. Tarım dışına çıkarılan alanlar ve yapılan ithalatlar da bu gerçeğin kanıtı niteliğindedir. Son on beş yılda 3,2 milyon hektarlık arazi ekilemez duruma gelmiş ve tarım dışına çıkarılmıştır. Türkiye tarımda son 12 yıldır sürekli dış ticaret açığı vermektedir. 2018 yılı itibariyle yaklaşık 5.5 milyar dolarlık ihracata karşılık, 9.2 milyar dolarlık tarım ürünleri ithal edilmiş ve ihracatın ithalatı karşılama oranı %60’a kadar düşmüştür.

Tarımda temel girdilerin hemen hemen tamamında dışa bağımlılığın bulunduğu ve bu bağımlılığın azalmak yerine her geçen gün arttığı bir ortam söz konusudur. 1980 sonrasının neo-liberal politikalarının odağında yer alan özelleştirmeler sonucunda çiftçiler, tohumdan ilaca, mazottan gübreye tüm girdilerde ithalata ve şirketlere bağımlı hale getirilmiştir. Bu ortamda döviz kurundaki artışları ve bu artışlara neden olan dinamikleri sorgulamak yerine, tüketicinin pazarda veya markette ödediği yüksek fiyatların sorumlusu olarak çiftçileri göstermek ve ithalatı bir çözüm ve terbiye yolu olarak görmek gerçekçi ve inandırıcı değildir.

Tarım bütüncül politikaları gerektiren bir sektördür. Politika yapıcıların ve karar alıcıların tarım politikalarını oluştururken hem çiftçilerin hem de tüketicilerin yararını düşünmesi gerekmektedir. Etkili ve ideal bir pazarlama politikası ancak üreticinin eline geçen fiyattan memnun kaldığı, tüketicinin de ödediği fiyattan ve tükettiği üründen şikâyetçi olmadığı güvenilir bir yapıyı ortaya koymaktan geçmektedir. Amaç, bu ideal yapıya ulaşmak olması gerekirken günümüzde her geçen gün bunun daha da uzağına düşülmektedir. İşin üzücü yanı ise uygulanan ve uygulanmayan politikalardan kaynaklanan sorunların sorumluluğunun çiftçilere yüklenmek istenmesidir. Bunun örnekleri patates, soğan depolarının basılmasıyla, başta canlı hayvan ve et olmak üzere birçok üründe yapılan ithalatla, toptancı hallerinin özel sektöre devredilmeye çalışılmasıyla, tanzim satışlarla ve son olarak da Tarımda Milli Birlik Projesi adı altında köylülerin, çiftçilerin ve ülke tarımının dev gıda tekellerinin ellerine bırakılmak istenmesiyle yaşanmıştır.

Özellikle pazarlama ve üretim politikalarında geri dönüşü zor tahribatlara neden olacak Hal Yasası ve Tarımda Milli Birlik Projesi gibi teşebbüslerden geri adım atılması bir yandan olumlu bir gelişme olarak görülse de, böylesi köklü değişiklikler öngören düzenlemelerin ne kadar gerçeklerden uzak ve özensiz hazırlandığının da göstergesidir. Odamız tarımla ilgili birçok sorunu mevcut iktidar öncesi dönem de dahil olmak üzere sürekli gündeme getirmiştir. Dolayısıyla getirilmek istenene karşı çıkışımız, geçmişi ve mevcut olanı onayladığımız anlamına gelmemektedir. Ancak, sorunlar daha büyük sorunlar yaratacak uygulamaların çözüm olarak sunulmasından değil; sorunu yaratan nedenleri iyi analiz ederek bu nedenlere çözüm bulmaktan geçmektedir. Bunun için de gıdayı üretenler olarak çiftçilerin, tüketenler olarak da tüketicilerin hangi ürünlerin, nasıl, ne kadar ve kim için üretileceği konusunda sisteme tabi değil, müdahil olmalarını öngören; üretimde doğa dostu yöntemleri odağına alarak tohum, toprak, su gibi doğal varlıkları bir meta olarak değil müşterek olarak kabul eden, kadının üretimdeki rolünü tanıyan Gıda Egemenliği kavramının daha çok gündeme taşınması gerekmektedir.  

Bundan tam 100 yıl önce bu topraklara gönül veren insanlarımızın Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde başlattığı Milli Mücadelenin ne yazık ki artık tarımda başlatılmasının zorunlu olduğunu hep birlikte görmekteyiz. Onlar bu topraklardan emperyalist güçleri kanlarının son damlasına kadar savaşarak gönderirken bugün tarımda neredeyse tüm girdilerde aynı emperyalist güçlere bağımlı olmamız kabul edilemez. Milli Mücadelenin 100. Yılında bize bu topraklarda yaşamayı sağlayanları rahmet ve minnet ile anarken, ülkemizde ve tüm dünyada zorlu koşullarla mücadele ederek üretmeye çalışan milyonlarca çiftçinin Dünya Çiftçiler Gününü kutluyoruz. Unutmayalım ki Milli Ekonominin Temeli Tarımdır.