TGDF ‘iklim değişikliği’ raporunu açıkladı

TGDF ‘iklim değişikliği’ raporunu açıkladı

51
PAYLAŞ

Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu (TGDF), iklim değişikliğinin tarım ve gıda üretiminde yol açacağı tehlikeleri ortaya koyan ‘Türkiye’de İklim Değişikliği ve Tarımda Sürdürülebilirlik’ raporunun detaylarını açıkladı.

Rapor, TGDF Çevre ve Tarım Komisyonu Başkanı Ayhan Sümerli, FAO Türkiye Temsilci Yardımcısı Dr. Ayşegül Selışık ile İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu ve sektör temsilcilerinin katılımıyla düzenlenen toplantıda açıklandı.Raporda, sürdürülebilir tarım ve gıda güvencesi için ‘günübirlik politikalarla değil, uzun vadeli ve bilimsel bir yaklaşımla hemen harekete geçilmesi’ gerektiğinin altı çizildi.

“ÇAKIL TAŞINA KADAR KORUMALIYIZ”

Şehir kurulacak, fabrika yapılacak, su ve tarım arazisi olarak kullanılacak alanların iklime göre belirlenmesi ve buraların çakıl taşına kadar korunması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Kadıoğlu, “Bunlar yapılmadığı takdirde bizi daha fazla gıda ithalatı, daha pahalı gıda ürünleri, daha fazla köyden kente göç ve işsizlik artışı bekliyor. Türkiye’de ve dünyada iklim değişikliği konusu çok önem arz ediyor. Üçüncü bin yıla doğru giden dünyada en önemli sorunlardan bazıları nüfus artışı, iklim değişikliği ve terördür. Türkiye iklim değişikliği konusunu daha bilimsel ele alması gerekiyor.Özellikle nüfus artarken, gıda ve beslenmedeki kalite yükselirken, tarımsal üretim seviyesinin artırılması lazım. Bu şekilde ancak dünyadaki diğer tarım üreten ülkelerle rekabet edilebilir. Tarım yapılan toprağın üstü açık bir fabrikadır ve hava şartlarından birebir etkilenir. Tarım havzalarının belirlenmesinde, tarımsal ürünlerin teşvik edilmesinde, tarımsal yatırımda iklimin hem bugünün hem de geleceğini ele almak gerekir” dedi.

“DOĞRU YERDE DOĞRU BİTKİNİN TEŞVİK EDİLMESİ ÇOK ÖNEMLİ”

Tarımdaki en önemli girdinin su olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Kadıoğlu, “Bu yüzden iklim değişikliği ile su kaynaklarımız nasıl değişecek, yağışlarda nerelerde azalma olacak, buharlaşma nerelerde artacak ve buna bağlı olarak sulamadaki ihtiyaçları belirleyerek doğru yerde doğru bitki ekilmesi ve doğru bitkinin teşvik edilmesi çok önemli ki sürdürülebilir tarım ve rekabetimiz devam edebilsin. O yüzden bu raporumuzda tarım ve ziraatçılara ve gıda sektörüne, Türkiye’deki 30 tarım havzası için gerekli temel bilgileri ürettik.Böylece çiftçimiz, gıda sektöründe çalışanlar, ilgili planlamacılar, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı hangi sektörde 12 ayda ne kadar yağışlar azalacak, biz bunu 4 periyotta inceledik 2100 yılına kadar, hangi ayda buharlaşma ne kadar artacak, toprak nemi ne olacak, buna bakarak teşvik ve planlamalarını yapsınlar, böyle bir temel bilgi sağlamak” diye konuştu.

“TARIM ALANLARINI VE SU HAVZALARINI KORUMALIYIZ”

Rapor kapsamında bazı uyarılarda bulunduklarını ifade eden Prof. Dr. Kadıoğlu, “Öncelikle tarım havzalarının doğru belirlenmesi gerekiyor. Türkiye’de tarım alanlarının kaybedilmemesi lazım. Nüfus artışı ve iklim değişikliği sonrası bu tarım alanlarına daha fazla ihtiyaç olacak, bu alanların yanlış kullanılmaması lazım. Yarın öbür gün pişman olmamamız için, tarımda sürdürülebilirlik bakımından, tarım alanlarını ve su havzalarını korumak çok önemli. Doğru ürün ekmek gerekiyor, oradaki yağışa ve su potansiyeline göre ürün ekmek daha doğru. Kuru ya da sulu tarımın mümkün olmayacağı yerleri bugünden belirleyerek oraların kalkınma stratejilerini geç kalmadan tarım dışına çıkarmak gerekiyor. Marmara’da sıkışan sanayinin yükünü Anadolu’ya, bu yerlere aktararak oranın kalkınmasını devam ettirmemiz gerekiyor” açıklamalarında bulundu.

“RAPORDA HAVZALARIN GELECEĞİNİ ORTAYA ÇIKARMAYA ÇALIŞTIK”

Raporun çıkış noktasına ilişkin açıklama yapan TGDF Genel Sekreteri İlknur Menlik, “Raporun çıkış noktası Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın hazırladığı Havza Bazlı Tarım Modeli’dir. Bu modelin Türkiye’ye gerek gıda endüstrisi gerek çiftçi ayağıyla etkisini incelemek istediğimizde karışımıza ‘iklim değişikliği’ çıktı. Bu modeli öncelikle iklim değişikliği ile ele aldık ve havzaların geleceğini ortaya çıkarmaya çalıştık. Bu projeksiyonlar oldukça düşündürücü. Hedefimiz gerek kanun koyucu ve politika yapıcıya, gerekse kendi üyelerimize ve küçük işletmelerimize yol gösterici bir çalışma yapabilmek. İklim değişikliğiyle mücadele anlamında somut öneriler ortaya koymak istiyoruz. Raporun içinde herkesin ev ödevi var” açıklamalarında bulundu.

“SU VE TARIM ALANI, TOPRAK AÇISINDAN DEĞERLENDİRMELİ”

Acil olarak yapılması gerekenlere ilişkin ise Menlik, “Gıda endüstrisinin ithalat ve ihracatta güçlü olduğu kalemler aşağı yukarı belli zaten. Buradaki ham maddenin kalite ve sürdürülebilirliği açısından o kategorilere odaklanmalıyız. Buralardaki hem temel madde girdilerimizin su ayak izine bakmalıyız hem de ihracat su ayak izine bakmalıyız. Artı havza bazlı tarım modelinin tekrar tüm taraflarca optime edilmesi gerekli. Model yanlış demiyoruz model, yaklaşım ve felsefe son derece doğru. Ama bunu temelinde su ve tarım alanı, toprak açısından değerlendirmeli. Çünkü su olmadan, toprak olmadan tarım olmaz. Artı endüstrinin de tarım üretim kesiminin de hızlıca daha az toprak, daha az su, daha az çevresel etki konusunda hem yatırımlarını hem çalışmalarını artırmalı” şeklinde konuştu.

“İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ GÖÇÜ TETİKLİYOR”

Konuşmasında, BM Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) bu yıl için 16 Ekim Dünya Gıda Günü temasını “Göçün geleceğini değiştirin, gıda güvenliği ve kırsal kalkınmaya yatırım yapın” olarak belirlediğine dikkat çeken Dr. Ayşegül Selışık, söz konusu tema ile göçün engellenmesinde gıda güvenliği ve kırsal kalkınmaya yapılan yatırımların öneminin vurgulandığını söyledi.

Dünyadaki göç hareketlerine ilişkin verileri paylaşan Selışık, “İklim değişikliği, tarım ve gıda üretimine olumsuz etkileri ile göçü tetikleyen unsurların başında geliyor. Savaş ve çatışmalardan, iklim değişikliğinin yol açtığı tarım ve gıda üretimindeki azalmalardan en fazla kırsal kesimdeki insanlar etkileniyor. Bu nedenle iklim değişikliği ile mücadele kapsamında atılacak adımlar, hem ulusal sınırlar içerisinde hem de uluslararası göçün önlenmesi bakımından büyük önem taşıyor” ifadelerini kullandı.

NELER YAPILMALI?

TGDF Raporu’nda yer verilen önerilerden bazıları şöyle:

“Türkiye’de Tarım Üretim Havzaları, değişen iklim şartları dikkate alınarak belirlenmeli, iklim değişikliğinin tarım havzalarımıza etkileri tüm tarım ürünleri için araştırılmalı ve iklim değişikliğine uyum politikaları bilimsel çalışmalara göre geliştirilip uygulanmalıdır.

İklim değişikliğine göre acilen Ulusal Arazi Kullanımı Planlaması yapılarak, gelecekte öne çıkacak tarım alanları ve su havzaları gecikmeden ve tam anlamda koruma altına alınmalıdır.

Hem değişen iklim şartlarına hem de bitkilerin su ayak izine göre doğru yerde, doğru bitki türünün seçilmesi ve doğru zamanda ekilmesi teşvik edilmeli, iyi tarım ve hayvancılık uygulamaları ülke geneline yaygınlaştırılmalıdır.

Suya olan talebin azaltılması ve suyun tasarruflu kullanımı için akılcı su kullanımına gidilmeli, su havzaları ile tarım havzalarındaki su kullanımı ve yönetimi entegre edilerek suyun teknik ve idari yönleri birlikte ele alınmalıdır.

Katma değeri çok küçük, fakat su ayak izi çok büyük olan tarım ürünlerinin ihracatına kısıtlama getirilmeli, su ayak izi yüksek olan ürünlerin ithalatının sürdürülebilir olması için de geldikleri ülkelerin iklim ve su kaynakları dikkate alınarak uzun vadeli bağlantılar yapılmalıdır.

Sayısı ve şiddeti artan meteorolojik afetlerden korunmak için tarıma yönelik erken uyarı ve kapsamlı sigorta uygulamaları geliştirilip, çeşitlendirilerek yaygınlaştırılmalıdır.

Tarım ve gıda sektörü ile ilgili yatırım ve teşviklere, mutlaka o bölgenin değişen iklimine göre karar verilmelidir. İklim değişikliğine uyum sağlayamayacak ve artık tarımla kalkınamayacak olan bölgelerimizin kalkınma stratejileri değiştirilip, tarım dışı yatırımlar ile başka sektörlere kaydırılarak Marmara Bölgesi’ne sıkışan sanayinin yükü azaltılmalıdır.”

(DHA)