PAYLAŞ

Doğu Eroğlu

Eskişehir’de kimsenin istemediği termik santral projesi için yürütülen Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreci 177 gün gibi rekor bir sürede sonuçlanmış ve santral projesi hakkında ‘ÇED Olumlu’ kararı verilmişti. Kararın iptali için açılan davalar kapsamındaki bilirkişi keşfi bugün (28 Ağustos) gerçekleştirilecek. Yargı denetimi de sonuç vermezse, Alpu Ovası’ndaki tarım arazileri üzerine kurulacak santralın pek çok çiftçi ve besiciyi yerlerinden etmesinin önündeki son engel de kalkacak.

Türkiye’de kamuoyu ile yerel toplulukların çevre ve enerji projelerindeki karar alma süreçlerine katılımlarını düzenleyen ÇED yönetmeliği oldukça uzun bir süredir ‘usulen’gerçekleştirilen işlemlerin ötesine geçemiyor. ÇED yönetmeliğinin gerçek doğası, yatırımcıların önerdiği projelerin, ilgili bölgelerde doğaya ve yerel topluluklarının yaşayışlarına etkilerini ölçmek ve buna göre projelere izin vermekten ibaret. Çevresel ve toplumsal maliyetlerin projenin sağlayacağı işlevler ile ekonomik faydanın üzerinde olduğu anlaşılırsa projelerin reddedilmesi, ekoloji ve yerel yaşamla uyumlu olduğu belirlenen projelerinse kabul edilmesi gerekiyor. Fakat kamudan özele kaynak transferlerinin en önemli ayaklarından biri enerji santralları ve bu santrallar için devletçe sağlanan, uzun yıllara yayılmış elektrik alım garantileri olunca, ÇED süreçleri de siyasallaşıyor.

Merkezi planlamayla önerilen projelere karşı direnen yerel topluluklar, ÇED sürecinde karar alma mekanizmasına dahil edilmedikleri için (Halkın Katılımı Toplantısı ve İnceleme Değerlendirme Komisyonu gibi ÇED süreci ayaklarında halk görüşünü ifade edebilse de, bu görüşler süreç üzerinde bağlayıcı nitelikte olmadığından şirketler ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bildiğini okuyor) demokratik katılım için çareyi yargıda buluyor. ‘ÇED Olumlu’ veya ‘ÇED Gerekli Değildir’ kararlarına karşı açılan iptal davalarında mahkemeler genellikle bilirkişi heyetlerinin ÇED Raporlarını inceleyerek oluşturduğu raporları esas alıyor. Direnen yerel topluluklar şanslılarsa, kaygılarını bilirkişi heyetlerine aktarmayı başarıyor ve yerel mahkemelerden lehlerinde kararlar aldırabiliyor. Bazı durumlardaysa bilirkişi raporlarında projelerin felaket getireceği söylense bile temyiz makamı olan Danıştay, yerel mahkeme kararlarını bozup şirketler ve bakanlıktan yana tavır alabiliyor.