PAYLAŞ

Antik çağlardan bugüne kadar üzerinden geçtiği topraklara bereket getirmiş olan Büyük Menderes, tarımsal arazi sulaması ve hayvancılık açısından Menderes Havzası’nın can damarı. Geçen hafta toplu balık ölümleriyle gündeme gelen Büyük Menderes, ne yazık ki artık Türkiye’nin üçüncü kirli nehri olarak gösteriliyor. Sanayileşme, kentleşme, tarımsal etkenler nehri yok olma noktasına getirirken etrafındaki yaşamı da tehlikeye atıyor. Kaynağından pırıl pırıl doğan damlalar Ege Denizi’ne yaklaştıkça siyaha dönüyor, sularına karışan atıklarla denizle buluşurken yaşam değil ölüm getiriyor. Hürriyet, Büyük Menderes’in 548 kilometrelik yoluna eşlik ederken, zehir taşıyan bir nehre nasıl dönüştüğünü adım adım izledi.

YÜREĞİMİZİ YAKAN 548 KM’LİK YOL
Ege’de Büyük Menderes’in büyüklüğünü bilmeyen yoktur. Koca Menderes Havzası’na can verir. İç Ege’deki hemen hemen tüm illerden salına salına dolanıp, kıyı Ege’ye gelir ve denizle buluşur. Ege’den geçen yol hikâyelerimizde hep o vardır. Kanyonların, vadilerin, barajların, göletlerin, çayların, şelalelerin hepsinin anası bu can suyudur. Yaşam kaynağı olduğu havzada yetişen incirler, elmalar, mısırlar, salkım salkım üzümler, zeytinlerle büyüdük hepimiz. Bembeyaz pamuk tarlalarından geçerken hangimiz hayallere dalmadı ki?

Büyük Menderes şimdi can çekişiyor. Balıklar ölüyor, kokudan yanına varılamıyor, yükü ağırlaştıkça ağırlaşıyor. İnsanlar yıllardır bu büyük akarsuyu çöplüğü gibi kullanıyor. İki gün boyunca Büyük Menderes Nehri’nin sesini dinledik. İlk çıktığı pınardan son döküldüğü noktaya kadar öylesine hazin bir yolculuktu ki… Her uğradığı şehirde biraz daha biraz daha kirletilip coşkulu suları karardıkça kararıyordu. Gözümüzün önünde masmavi bir nehirden kapkara ölüm saçan akarsuya dönüşüyordu. Neşeyle ve yaşam coşkusuyla Dinar’da doğan Büyük Menderes’in sesi denize dökülene kadar acı bir çığlık oluyordu. Kokusu genzimizden çok içimizi yakıyordu…